24 Ocak 2021 09:50:01

Edebiyatçı bir mühendisin kitabı

Mevlüt Soysal, bu defa “Babamla Ben” kitabıyla okuyucularının karşısında. 17 Ağustos Depreminin zedelediği baba ve oğlun yaşamları üzerinden okurlarını depreme götüren Soysal, “Babamla Ben, benim için bir kitaptan öte, 21 yıllık bir yükten kurtulmak anlamını taşıyor. Çünkü bu kitabı yazamamak hep yüktü benim için” diyor

Edebiyatçı bir mühendisin kitabı
Paylaş

 

GAZETEMİZİN genel yayın yönetmeni Mevlüt Soysal, Kocaeli Life dergisinden Eylem Selvi Arı’nın sorularını yanıtladı.

“Babamla Ben” adındaki yeni kitabı ile ilgili soruları yanıtlayan Soysal’ın fotoğraflarını İsmail Hakkı Timuçin çekti.

“Babamla Ben, benim için bir kitaptan öte, 21 yıllık bir yükten kurtulmak anlamını taşıyor. Çünkü bu kitabı yazamamak hep yüktü benim için” diyen Soysal’ın söyleşisi şu şekilde:

 

“Tek Tanığım Gökyüzü”, “Dünün Birinde” ve “Temmuz” gibi Türkiye’nin dört bir yanında ilgi gören kitaplar yazdınız. Yeni kitabınız ise “Babamla Ben”. Biraz kitabınızdan bahseder misiniz?

 

Babamla Ben, benim için bir kitaptan öte, 21 yıllık bir yükten kurtulmak. Çünkü Babamla Ben’de 17 Ağustos Depremini yazdım. Öyle ki 21 yıl önce beni çok etkileyen ve yazarlık zamanlarımdan sonra ise hep yazmayı planladığım ve sonunda nihayete eren bir çalışma. Babamla Ben, duygu yoğunluğu açısından diğer kitaplarımdan çok daha farklı. Hem içeriğindeki hüzün hem de benim için anlamı, 21 yıldır taşıdığım yükten kurtulmak gibi. Bu yüzden çok önemli. Bu kitap çıktığı için şimdi inanın çok rahatım.

 

Deprem sizi herkesten fazla mı etkiledi?

 

Deprem beni herkesten fazla etkilemedi. Çünkü depremde bir yakınımı kaybetmedim; dahası, depremde Kocaeli’de değildim. Ama bir gazeteci olarak deprem hikayelerini çok dinledim; bir edebiyatçı olarak da bu hikayelerden hep etkilendim. O hikayeler uykularımı kaçırdı, dinlediklerim kimi zaman beni çok mutsuz yaptı. Ve bunların dışında ben bir deprem mühendisiyim. Eğitimim jeoloji üzerine. Dolayısıyla, hayatımı idame ettirdiğim meslek, eğitimim ve edebiyata olan ilgim hep depremde birleşti. Temmuz kitabımda, “Ben depremden korkan bir deprem mühendisiyim” yazmıştım. Şimdi şunu ifade edebilirim: Deprem, hayatımın her alanında var ve olacak. Bu kitapsa kuşkusuz ki en önemli parça.

 

Peki, Babamla Ben ne anlatıyor?

 

Babamla Ben, edebiyatçı bir mühendisin kitabı. 17 Ağustos’un zedelediği hayatlar üzerine kurulan fakat jeolojinin gerek metaforlar gerekse de bilimsel açıdan kullanıldığı bir kitap. Babamla Ben’de enkazdaki bir adamın hissiyatları da var, örneğin uzay ve deprem ilişkisi de.  Bu kitapta bir buçuk asır önce Bursa’da yaşanmış bir deprem de var, 17 Ağustos depreminden sonra balıklar ölüleri yediği için balık yemeyen insanlar da… Bir dostum bana bu kitabı anlat dediğinde ona şöyle yazmıştım: “Baba, çöken bir binadan şans eseri kurtulup yeni yaşamında deprem bilimci olur.  Yeniden tutunduğu hayatta engelleri tek tek aşsa da bir savaştan hep yenik çıkar. Oğluna karşı girdiği savaş… Çünkü bir suç işlenmiştir 17 Ağustos’ta.  O tarihi hafızalarından silenler içinse en zor olanı, yüzleşmektir.  Yüzleşmeye, var mısınız?” Sanırım kitabı en iyi bu cümleler anlatıyor. Yani, 17 Ağustos’la yüzleşemeyen bir babanın oğluyla yaptığı mücadele.

 

Yani, baba ve oğul arasındaki savaşı anlatıyorsunuz?

 

Evet, kitapta böyle bir savaş var ama bu mücadele ilk etapta semboller üzerinden. Örneğin doğu ve batının bilime bakışındaki çelişkiler üzerinden… Örneğin inançların bilime etkisi üzerinden… Örneğin hayata bakıştaki farklılıklar üzerinden… İlk etapta direk bir savaş yok. Ama devamının anlatırsam insanların kitabı okuma gerekçeleri ortadan kalkabilir.  

 

Pandemi döneminde kitap çıkarmak cesaret ister, öyle değil mi?

 

Evet, böyle bir dönemde kitap çıkarmak cesaret isteyen bir şey… Çünkü evet, bir yandan pandemi var ve insanlar için öncelik kitap değil. Diğer yandan büyük bir ekonomik kriz var. Kurdaki dalgalanmalar en çok yayınevlerini güç duruma düşürüyor. Ne yazık ki kitaba dair her şeyin ithal olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu da yayınevleri açısından maliyetleri çok artırıyor. Babamla Ben de böyle bir dönemde çıkıyor.

 

 

Genel yayın yönetmeni olunca kitabı unuttum

Kitabı ne zaman yazdınız?

 

Kitabı uzun bir dönemde yazdım. Örneğin 10 sayfa yazıp 6 ay bir tuşa bile basmadım. Sonra 30 sayfa yazıp iş yoğunluğu nedeniyle yine bıraktım. Bu kitap, benim bir düzen içerisinde yazamadığım ilk kitabım. Bu sebeple editöryal süreç çok yoğun ve çok yorucu geçti. Ama şunu ifade edebilirim: Kitabı 4 yıllık süre içerisinde kaleme aldım. Yaklaşık bir yıl da rötarlı çıkıyor.

 

Rötarın sebebi ne?

 

Eski genel yayın yönetmenim…

 

Nasıl?

 

2018’in haziran ayında kitaba son şeklini vermek için bir haftalık izin kullanacaktım ve dosyayı yayınevime gönderecektim. Fakat tam o sırada gazetemizde bir görev değişikliği oldu. Genel yayın yönetmenim Adem Turgut gazetemizden ayrıldı ve ben genel yayın yönetmeni oldum. İş yüküm öyle arttı ki kitaba son şeklini vermek için izin kullanma durumum ortadan kalktı. Hatta o dönem kitapla beraber nihayete erdireceğim bir tiyatro oyunum da vardı. O da kaldı. Kısa sürede ona da son şeklini vereceğim.

 

Peki, Babamla Ben’e son şeklini ne zaman verdiniz?

 

Pandemi kısıtlamaları sürecinde. Zaten büyük bir bölümünün hazır olduğunu gördüm ve kısa sürede tamamladım.

 

Bu kitapla ilgili hedefleriniz neler?

 

Tüm kitaplarım için hedeflerim aynı. Daha çok kişiye ulaşması ve daha çok okunması. Bunu sağlamak için elimden geleni yapacağım. Babamla Ben’in 17 Ağustos Depremi ile alakalı olmasının da kitaba olan ilgi ve alakayı artıracağını düşünüyorum. Özetlersem; bu kentte yaşayan ve bu kenti yazmış bir yazara bu kentin sahip çıkmasını bekliyorum.

 

Yaşadığım zamanın bana yüklediği sorumluluğu yerine getiriyorum

 

Kocaeli’nin en önemli gazetelerinden birinin başındasınız ve diğer yandan da edebiyat dünyasında yer alıyorsunuz? Kendinizi tanımlama da bir sorun ortaya çıkmıyor mu?

 

Ben mesleğime köşe yazısı yazarak başladım. Ondan sonra muhabir oldum. Yani yazarlık benim mesleğe ilk adım atışım… Bu yüzden kendimi yazar olarak hep tanımladım. Diğer yandan edebiyattan beslenmek de mesleğime hep katkı sundu. İyi cümleler kurmak, okuyucularımıza sunduklarımızın içindeki estetik, biz gazeteciler için önemlidir. Ama asıl önemlisi şu: Ben yaşadığım çağın tanığıyım ve bu çağda olan bitenler bana bir sorumluluk yüklüyor. Bunları yazma sorumluluğu. Tek Tanığım Gökyüzü’nde cinsel istismar vakasını yazdım; Temmuz’da, Balyoz ve Ergenekon’dan darbe girişimine kadar uzanan süreçte gördüklerimi yazdım. Şimdi de deprem… Yarın de içinden geçtiğimiz salgını yazacağım. Camus’nun, Defoe’un, Manzoni’nin veba ile ilgili yazdıkları olmasa bugünkü salgını eksik yorumlardık… Bugün de biz yazmalıyız ki yarınki salgınlar için insanlığın elinde bir not olsun. Deprem de böyle… Enkazın altında uyumasın diye kocasının kolunu ısırıp bir daha hayat boyu et yemeyen insanlar tanıdım ben… Enkazın altında kendini öldürmek için çabalayan insanlar da… Yarın aynı acıların yaşanmayacağının garantisi var mı? Nitekim bu kayıtsızlıkla yaşanacağının garantisi var. Ben, içinde yaşadığım zamanın bana yüklediği sorumluluğu yerine getiriyorum. 

Kocaeli İçin Namaz Vakitleri
Namaz Vakitleri
24 Ocak 2021
İmsak
06:42
Güneş
08:10
Öğle
13:17
İkindi
15:51
Akşam
18:14
Yatsı
19:37