01 Aralık 2020 Salı 10:58:59

Burçin SAĞLAM AYSU

Burçin SAĞLAM AYSU

ÖLÜM!

Paylaş

Her hafta pazar günleri bizlerin ruhunu boğan konulardan uzak kendimce bize dönük biraz daha bizden konular yazma kararı almıştım.

Bu hafta konum tam da böylesi olacak.

Çünkü canım acıyor.

Çünkü annemden sonra bir kez daha ölümün ne denli can acıttığını gördüm ve ölümün ansızın geliverdiğini.

Çünkü kısa bir aradan sonra ölüm bana kendini yeniden hatırlattı.

Benim kanım olan benim bugünlere gelmemde en büyük destekçim olan dostum arkadaşım can parem dediğim insanı amcamı kaybettim.

Köyümüzden çıkan ilk öğretmendi o. Hayata dair bakışı hep farklıydı. Çılgındı. Hep eşit ve adil bir dünya özlemi duyar, bunun için çabalar, öğrencilerini de hep bu düşünceyle yetiştirirdi.

Sosyoloji derslerinin aranan ismiydi. Topluma dair her zaman dikkat çeken fikirleri vardı. Çok sevilirdi. 

Benim canım iki gözümün çiçeği, benim okumam için elinden gelen her şeyi yapan adam.

Feyzullah Sağlam.

“Köy yerinde kız kısmı okur muymuş!” diyenlere benim elimden tutup dimdik duran adam.

Sırdaşım, yolumu kaybettiğimde bana ışık tutan fenerim, beni anlayabilen tek insan.

“Amca baba yarısıdır” lafını yakıp yıkan baba yarısından çok bir baba gibi bana çınar olan adam.

İki buçuk yıl önce annemi kaybettiğimde benim gözümden akan tek bir damlaya kıyamayan adam…

Şimdi yok.

Ansızın gitti.

Yapılan onca plan yok oldu.

Annemin her anında yanındaydım, her saniyesinde. Kara toprağa koyana kadar bendim annemin yanında duran. Ben yıkadım ben kefenledim. Bu çok ağırdı bana.

Bundan ağırı olamaz herhalde diye düşünürken, 28 Temmuz Pazar günü sabahın köründe daha gün yeni ağarırken kendimi bir tarlada amcamın cansız bedeninin yanında buluverdim.

Daha ne jandarmanın ne de savcının gelmediği o ilk anlarda.

Soğuktu.

Soğuğun ne olduğunu bir kez daha hissettim.

Ölümün nasıl yaktığını.

“Amcam” dediğimde gözleri gülen adamın nasıl upuzun öylece yattığını gördüm.

Çaresizliği, hiçliği gördüm.

Ölümün her an yanı başımızda beklediğini, gencecik bir eğitimcinin güzel bir dostun artık hayatımdan çıkıp gittiğini gördüm.

Ağırdı, zordu.

Ansızındı.

Ruhun da kanadığını hissettim.

Oysa biz o pazar gününün akşamı bir araya gelecektik. Oysa beni İzmit’e amcam uğurlayacaktı.

Yine biraz siyaset konuşup konuyu eğitime tarıma getirecek ülkeyi kurtaracaktık.

Olmadı.

“Ölüm” bizim planları silip içimizden ta yüreğimizden geçti.

Geriye acı, yaşanmamış anlar kaldı.

Her şey yarım-eksik kaldı.

Siz siz olun sevdiğiniz insanları yüreğinize basın. Onları dinleyin, derdine ortak olun, sevincini paylaşın. Ne bileyim duygularınızla sarıp sarmalayın.

Bırakın dolar kaça çıkmış, ekonomi batmış, sapıklar çoğalmış, insanlık yavaş yavaş yok olmuş!

Bunları bırakın…

Bunların içinde kendimizi boğmaktan bir dakika sonra belki bir daha gözlerinin içine bakamayacağımız sevdiklerimizi unutuyoruz.

Bir anlık öfkeyle sinirle yıkmayın, yakmayın, can acıtmayın. Ölüm var ölüm. Her saniye her yerde canımızda yanımızda kapımızda her yerde ölüm var.

Yarım kalmasın anılar.

 

 

NOT: Siz sevgili okuyucularıma çok canı gönülden yalvarıyorum. Bunu bir arkadaşınız ailenizden birisi olarak yazıyorum. Size gerçekten çok içten yalvarıyorum, aracınıza bindiğinizde o emniyet kemerini takın. Size bir kardeşiniz gibi yalvarıyorum. O emniyet kemerini takın. Eşinizin, evlatlarınızın, babanızın, annenizin hatırına onların canlarını yakmayın. O lanet olası emniyet kemeri sizi gerçekten hayata bağlıyor. “Ya bir şey olmaz kısacık mesafe” demeyin. O koltuğa bindiğiniz an o kemeri takın. Eğer amcam emniyet kemerini taksaydı şimdi sadece birkaç çıkık ve kırıkla yanımda otuyor olacaktı. Sizlere gerçekten yalvarıyorum, o emniyet kemerini takın.