06 Mayıs 2021 Perşembe 03:56:02

Dindar kitle ve çürüme

Paylaş

OSMANLI’nın dağılması ve yeni devletimizin kurulması ile muhafazakâr kesim; iktidar ve sermayeden uzak kaldılar, mağduriyetler yaşadılar.

Darbeler, cinayetler, özgürlükten mahrum edilişler birbirini takip etti.

2002 seçimleri ile güç ile imtihan başladı.

 “Her imkân bir imtihan. Her imtihan bir imkan. İkisinin de hakkını vermek için akıl, hikmet ve iradeyi kuşanmak gerekiyordu”

Muhafazakâr kesim bu süreçte hikmeti yitirdi.

Hasbî adamlar hesâbîleşti ve dâvâheyecanı kayboldu.

Bütün meselelerin çözümünün siyasette olduğuna inanıldı.

Sahada insan yetiştiren STK’lar tembelleşti. Siviller sivil kalamadı.

Çok para olmadan, siyaset yapılamaz kanaati oluştu.

Önce kazanmak için uğraşıldı, sonra kazanılanları kaybetmemek için…

 

Namazsız, Sosyal Medya Mücahitliği

 

Kışlamız; cami iken, nargile kafe oldu.

Camiden uzaklaştıkça, caminin sahibinden de uzaklaştık.

Namazsız mücahitlik türedi. Sadece sakal değil, namazda gitti.

“Onların peşinden namazı zayi eden, şehvetlerine tâbi olan bir nesil gelir ki, onlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir” (Meryem, 19/59)

Bu ayette Mevla, dünyevileşmenin ilk basamağı olarak namazsız kalmayı işaret ediyor. Namaz gidince arzular devreye giriyor…

 

Kimse kimsenin elinden tutmuyor, çirkinleştik.

 

İnsan, kadim zamanlarda bir cemiyetin içinde yetişirdi. Babaanne, anneanne, dede gibi örnekleri vardı...

İrfan şekillendirirdi karakteri. Abdulkadir Geylani’nin menakıpları, Hz Yusuf’un iffeti, Hz. Eyüp’ün sabrı, Hz. Süleyman’ın kalbine koymadığı saltanatı…

İşte bu irfan tüm müesseselerden uzaklaştı.

Biz bu cemiyeti parçaladık.

Mahalle, sohbet kültüründen uzaklaştık.

 

Gençlerin pembe dindarlığı

 

Olgunlar rotayı kaybedince, onları örnek alan gençlerde tuhaflaşmaya başladı.

Babyshower partileri ile; bebeklerin cinsiyetini öğrendik.

Beytullahta evlenme teklifi etmeler, romantik Kudüs turları düzenlemeler…

Bu süreçte “Tık almak” , dua almanın önüne geçti.

 

Çâre

 

Yeniden mahallemize dönmeli, komşularımızın dertleriyle dertlenmeliyiz.

İsmet Özel’in tabiriyle; “eve dön, kendine dön, kalbine dön”…

“Öze yolculuk” , bunun adı.

Ya da, “fabrika ayarlarına dönüş”…

Kızılderili’nin dediği gibi; “yavaş ol beyaz adam, çok hızlı gidiyorsun, ruhum geride kalıyor, seni yakalayamıyorum”.

Her yıkımdan sonra ayağa kalkmış bir milletin evlatlarıyız. Ümitsizlik hastalığına tutulmadan, yüz yıl sonrasına mektuplar yazalım.

Derdimizin çaresini biliyoruz; “Efendimiz (aleyhisselam) Hazretleri “ …

Bütün mesele O’nu tanımak, örnek almak.