3 VAV : ‘VATAN VARLIK VAKIF’

Paylaş

Başlıktaki 3 kelimenin dilimiz ve gönlümüzde müstesnâ bir yeri var.

 “Vav” harfi ile başlayan bu üç kelime ardı ardına getirildiğinde dünya hayatındaki gayemiz özetleniyor:   “VARLIĞINI VATAN İÇİN VAKFETMEK”  …

 

Dünya, son bir aydır ANADOLU İNSANININ İRFÂNINI hayranlıkla tâkip ediyor.

 

Gözle görülmeyen düşmana karşı, varlığını vatan için vakfeden doktorlar, polisler, imam hatipler; içinde yetiştikleri topluma cansiperane hizmet ediyorlar.

Peki, bu ruh nerden geliyor?

 

TIPKI ECDÂDIMIZ GİBİ

Selçuklu ve Osmanlıda başta lider, lider eşleri ve paşalar olmak üzere her kademedeki yöneticiler toplum yararına kurdukları vakıflarla vatandaşın gönlüne girmiş, geniş kitlelerin yönetime bağlılıklarını sağlamayı başarmışlar.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün arşivinde bulunan 26.798 adet vakfiye kaydı mevcut.

Şu rakama bakar mısınız? “26.798” ayrı vakıf. (Bugünkü vakıf rakamı: 5.700)

 

Öyle misaller mevcut ki…

Evlenecek fakir kızlara çeyiz temini.

Efendisinden azar işitmesin diye hizmetçilere yardım…

Divitinde mürekkeb kalmayanların divitlerine koymaları için “Mürekkeb Vakfı” tesis etmek nasıl bir inceliktir?

Arkalarında kül olduğu halde caddedeki tükürük ve balgam gibi insanı tiksindiren şeylerin üzerini kapatılması amacıyla kurulan vakıflar…

 

BELEDİYE HİZMETLERİNİ YÜKLENMİŞLER

Şehirlerimiz 1856 yılına kadar belediye teşkilatından mahrumdu. Vakfiyeler incelendiğinde, bu tarihten önce su, ulaşım, aydınlatma, temizlik, âsâyiş gibi belediye hizmetlerinin hep vakıflar tarafından gerçekleştirildiği görülür.

 

Bununla alâkalı olarak Osmanlı topraklarında geçirdiği zaman zarfında gördükleri karşısında hayretler içinde kalan Fransız Comte de Bonneval, şaşkınlık içinde:

“Osmanlı ülkesinde verimsiz ağaçların sıcaktan kurumasına meydan vermemek üzere her gün sulanmaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın Türkler bile görmek mümkündür.” demiştir.

 

VAKIF MEDENİYETİNİ İHYÂ ETMEK MECBURİYETİNDEYİZ

Bugün devletimiz Kızılay, Türk Diyanet Vakfı, TİKA gibi devlet kuruluşları ile,

Şuurlu vatandaşlarımız İHH, Hüdai Vakfı, Cihannüma gibi özerk kuruluşların çatısı altında insanlığa hizmet ediyor.

 

Bazı sanatçılarımız bireysel olarak başlattıkları iyilik hareketleri ile göz dolduruyor. Haluk Levent bu konuda çok güzel bir misal; “Vakıf insan”

 

Tüm bu çalışmalar yeterli mi? Değil…

Bu hizmetlerdeki bereketi zâyi eden en büyük âmil ise, yöneticilik makamında olan bazı şahısların o makamı tramplen tahtası olarak görmesi.

 

Vakıflaşan insanların yaşadığı, vakıflaşan devletlerin hüküm sürdüğü bir coğrafya haline gelirsek, Nizam-ı Âlem hayalimiz hızlı bir şekilde gerçekleşecek.

 

BU BİR AŞK İŞİDİR

Her sevgi emek ister.

 

Kişinin değeri mal ve makamdan değil, insanlığa sunduğu faydadan gelir.

 

Allah rızâsı için O’nun mahlûkâtına yapılacak fedâkârâne hizmetler, Allah muhabbetinin en güzel bir fiilî ifâdesidir.

 

Bütün meşguliyeti, şahsî menfaatinden ve kendi derdinden ibâret olan bencil ve egoist kimseler, şahsî dertleriyle baş başa bırakılır.

 

Kullarının sıkıntılarıyla meşgul olan kimselerin şahsî sıkıntılarına Allah kefil olur.

 

Ne mutlu bu sırrın farkına varıp, hodgâmlıktan uzaklaşanlara…

 

Ne mutlu “VARLIĞINI VATAN İÇİN VAKFEDENLERE”  …