YENİ NESİL MUHALEFET: Z KUŞAĞI

Paylaş

 

İlk sözüm; 2000 yılından sonra doğan gençleri devamlı eleştiren muhafazakâr câmiaya…

Çözülme,  gençlerden önce gençlerin önünde rol model olması gereken büyüklerde başladı.

Eğer bir toparlanma olacaksa; bu süreç,  gençlerden önce onları eleştirenlerin kendilerini test etmesiyle başlayacak.

 

ANLATAN DEĞİL YAŞAYAN BÜYÜKLER

Elinden ve dilinden herkesin emin olduğu, kendisi için sevip istediğini kardeşi için sevip isteyen, sekreterine gösterdiği nezaketin daha fazlasını evdeki eşine de gösteren büyükler, bu kuşağı toparlayacaklar.

 

Çevresindeki gençleri etkileme konusunda önümüzde harika bir örnek var: lakabı el-Emin olan Gül Yüzlü Peygamberimiz…

Gençler, neden O’nun sözlerini çok önemsediler?

Onlara ; “Anam babam canım sana feda”  dedirten ne idi?

Karakter dostlar karakter!

 

Muhafazakâr camia “karakter krizini” çözmediği müddetçe, Z kuşağının bu gidişine dur diyemeyecek.

Ailede, ticarette, siyasette BİR KARAKTER DEVRİMİ gerek.

Ahlak;  aileye, ticarete, siyasete egemen olmadıkça kuşaklar da düzelmez memleket de…

 

BU KUŞAK TÜM KUŞAKLARDAN FARKLI

2000 yılından sonra doğanlar, yani “Z Kuşağı” tüm kuşaklardan farklı.

Daha fazla sorguluyorlar.

Özgürlüklerine düşkünler.

Kendi işini kurmak ve daha çok para kazanmak istiyorlar. Tercih ettikleri çalışma ortamları plazalar.

Hafta içi beş gün çalışıp, en az 5000 lira kazanma planı yapıyorlar.

Teknoloji bağımlılığı “Z Kuşağı”’nda bir hayli yüksek.

Sabah kalktıklarında ilk yaptıkları iş telefonlarına bakmak.

Bulundukları ortamda internet yoksa keyifleri kaçıyor.

 

Dünyayı onlarca yüzlerce kameradan izleyebiliyorlar. En büyük hayalleri, dünyayı dolaşmak.

 

Onların hızına iktidarlar yetişemiyor. Çok farklı kanallardan beslendikleri ve özgürlük düşüncesinin en hassas noktaları olması sebebiyle hiçbir iktidar tarafından kolayca şekillenemeyen bir yapı ortaya çıkıyor.

 

Ekonomi, düşünce özgürlüğü, yetenekleri keşfetmeyen sınav sistemi, gelecek kaygısı gibi başlıklarda sıkıntıların olduğunu dile getiriyorlar.

 

Sanata meraklılar, ama sosyal baskı onları polislik ya da subaylık gibi mesleklere yönlendiriyor.

“Sanat,  adamı aç bırakır, sırtını devlete dayamalısın” baskısından rahatsızlar.

Doların çıkması, bunun bilgisayar fiyatlarına yansıması onlar için önemli bir problem.

 

Mutlu değiller, kendilerini kaybolmuş ve yok gibi hissediyorlar.

Sanal âlemde saçma sapan bir hayatın içinde oradan oraya savruluyorlar.

 

EN ZAYIF NOKTALARI: YAKIN TARİHE MERAKLI DEĞİLLER

1900-2000 yılları arasında bu topraklarda neler yaşandı diye merak etseler bakış açıları değişecek.

Sadece okuldaki bilgi ile yetinmeleri büyük handikap.

 

İttihat ve Terakki denen yapıyı çözseler, istiklal mahkemelerinden haberdar olsalar, Tunceli iline tarihte yapılanları bilseler, 28 Şubat dönemindeki zulümleri, 12 Eylül darbesinden önce yaşanan kaosun perde arkasını, Menderesi idama götüren süreci vs…

 

Sosyal medyaya çekin düzen verilmeli deniyor, özgürlük diyorlar.

Saray ve diktatör kelimelerini kullanıp sığ cümleler kurmak mıdır muhalif olmak?

ABD’nin Beyaz sarayı ya da Rusya’nın Kremlin sarayı önünde selfie çekilip, Külliyeyi bu millete çok görmek midir?

Millete diyorum, çünkü tüm devlet binaları milletin mülküdür.

 

Şapka takmayanın darağacına çıktığı günlerden, tüp ve yağ kuyruklarından, bir gecede batırılan 22 bankadan habersizler.

 

Tüm bunlara vâkıf olsalar, ben yine muhalif olmalarına saygı duyarım. Çünkü illâ ki, düzgün gitmeyen meseleler olacaktır.

 

Ama yapılan hayırlı hizmetleri görmeden sadece kuru kuruya eleştirmek, ülkeyi ileriye taşımaz.

 

Ağaçları kesmeyin diye gezi parkında sokağa çıkarsın. Edebinle eylem yaparsın. Baş tacısın.

Lakin o anda ağacı bahane edip ambülansı ateşe veren kansıza dur demezsen, çıktığın yolculuğun hiçbir değeri kalmaz.

 

Değerlisiniz gençler… Kalın sağlıcakla…