Kılıçdaroğlu’nun Gül kurnazlığı

Paylaş

 

Cumhuriyet Gazetesi’nden İpek Özbey, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile çok ilginç bir röportaj yaptı.

Kılıçdaroğlu’nun sözleri adeta olay oldu…

Hem partisi içinden hem de kamuoyundan farklı tepkiler aldı.

İki konu fazlaca öne çıktı.

Birincisi “Bin Günde Memleket” hareketini Sivas’tan başlatacağını açıklayan Muharrem İnce konusu…

Diğeri ise şu…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski yol arkadaşı…

Eski kardeşi…

AK Parti hareketini beraber başlattıkları…

Kendisinin yasaklı olduğu dönemde başbakanlığı, 2007 seçimlerinden sonra da cumhurbaşkanlığını emanet ettiği Abdullah Gül’ün adaylığı konusu…

Çok sıkıntılı bir durum…

Kılıçdaroğlu’nun ilk mesajı Muharrem İnce ile ilgili…

Bu konudaki sorular ve yanıtlar şöyle;

Önce kurultay, Millet İttifakı polemikleri ve tabii ki Muharrem İnce faktörü... Bir açıklama yaptınız ve iddiaları parti yönetimi olarak yanıtladınız. Muharrem İnce’yi disipline vermeyi düşünüyor musunuz?

Bu aşamada hayır.

Peki, hangi aşamada?

Partiye zarar veren hiç kimseyi partide tutmak istemeyiz.

Muharrem İnce, CHP’ye zarar veriyor mu, kime yarıyor bu kargaşa?

Bunun takdirini kamuoyuna bırakıyorum.

 

xxx

 

Ardından Abdullah Gül konusu gündeme geliyor…

Bu konuda da Kılıçdaroğlu, yöneltilen sorulara şu şekilde cevaplar veriyor…

Kemal Bey, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile her hafta bir araya geliyor, uzun telefon konuşmaları yapıyormuşsunuz, gönlünüzdeki cumhurbaşkanı adayı da Abdullah Gül’müş, doğru mu?

Sayın Abdullah Gül, cumhurbaşkanıyken belli aralıklarla Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne davet eder, bizim gözümüzden Türkiye’yi ve Türkiye’nin sorunlarını dinlemek isterdi. Ben de aktarırdım, gizli kapaklı değildi zaten. Bir devlette olması gereken geleneği sürdürmek istiyordu. Neden? Çünkü cumhurbaşkanı devletin sigortasıdır, tarafsızlık için de yemin etmiştir. Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldığı gün genel merkezimize geldi, vedalaştık, kendisini uğurladık. Herhangi bir kavgamız yok, yeri geldiğinde kendisini de eleştirdik, onu da söyleyeyim. Ayrıldıktan sonra en son kız kardeşimin vefatı dolayısıyla Sayın Gül aradı, başsağlığı dileklerini iletti. Kendisine teşekkür ettim. En son görüşme o zaman. “Her hafta görüşme” ve benzer iddiaları ortaya atanlar birilerinin kontrolü altında olan, ruhen de rahatsız şahsiyetler.

Peki, aklınızdan cumhurbaşkanı adayı olarak hiç Abdullah Gül geçti mi?

Şöyle ifade edeyim: Bize gelen böyle bir şey yok. Nereden çıktı ben de bilmiyorum. Abdullah Gül, isterse cumhurbaşkanı adayı olabilir tabii. Kalkıp, “Olamazsın” diyemeyiz ki...

Tabi olabilir de sizin partinizden olur mu?

Bu konuda bize gelen hiçbir şey yok. Olmayan bir konuda bir düşünce beyan etmemizin mantığı yok. Soru şu: Abdullah Gül’den neden bu kadar korkuyorlar?

Gül korkusundan çok mesele şu mu: Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığında doğru karar vermediğinizi düşünenler var ve tartışma bunun tekrarlanması üzerinden yürütülüyor...

Bugün Ekmeleddin Bey cumhurbaşkanı olsaydı Ortadoğu’da bu felaket olmazdı İpek Hanım. Ekmeleddin Bey, Türkiye’nin yetiştirdiği ender bilim insanlarından biridir. Başka ülkelerin, adına uluslararası yarışma düzenlediği, ödül verdiği bilim insanımızdır ama yeteri kadar anlatamadık. Önyargılarımız vardı, vesaire. Dünya görüşüne katılırsınız, katılmazsınız ama Ekmeleddin Bey’in saygınlığı konusunda bugün de bir endişem yoktur.

Abdullah Gül’den korktuklarını mı düşünüyorsunuz?

Eee, bu kadar gündeme getiriyorlarsa korkuyorlar demektir.

Sizin gönlünüzde cumhurbaşkanı olmak yok mu?

Bizim bir ittifakımız var, adına “Millet İttifakı” diyoruz. Bir ittifak yaptıysanız kararları ittifakın liderleriyle beraber alırsınız. “Ben yaptım, oldu” derseniz onun adı ittifak olmaz. Bu akılcı, önyargısız bir yanıttır. Bu yanıtın temelinde kişisel hiçbir beklenti ve çıkar ilişkisi yatmaz. Bu yanıtın temelinde Türkiye’nin aydınlığa kavuşması ideali yatar. Altını çizerek şunu söylemek istiyorum: Yeri geldiğinde herkes özveride bulunmak zorundadır! Çünkü Türkiye’den daha değerli hiçbir şey yoktur.

 

xxx

 

Muharrem İnce’nin disipline verilip verilmemesi sorusuna “Şu aşamada hayır” yanıtı bekle gör taktiğinden başka bir şey değil. Hangi aşamada diye sorulduğunda ise “Partiye zarar veren hiç kimseyi partide tutmak istemeyiz” cevabı İnce’ye verilmiş “Böyle gidersen atarım” tehdidinden başka bir şey değil…

 

xxx

 

Abdullah Gül konusuna gelince…

Gül’ün partiden aday gösterilip gösterilmeme olayı ile ilgili olarak verdiği yanıt şöyle:

“Bu konuda bize gelen hiçbir şey yok. Olmayan bir konuda bir düşünce beyan etmemizin mantığı yok. Soru şu: Abdullah Gül’den neden bu kadar korkuyorlar?”

Yani Kılıçdaroğlu, Gül’ün adaylığı sorusuna ne “evet” ne de “hayır” diyor…

Fakat 2018 yılında bu adaylığın karşısına dikilen Meral Akşener ile ortak bir yol bulmanın derdinde gibi geldi bana.

Aslında Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışının altında Meral Akşener’in olası tekrar adaylığı ile ilgili bir güvensizliği de bulunuyor. Şurası kesin ki, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Akşener’e yaptığı “Evine dön” çağrısı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çağrısı güçlü bir destek görmüştü. Üstüne İYİ Parti’nin milli ve yerli olduğu bizzat Erdoğan tarafından dile getirilince Akşener’in olası cumhurbaşkanlığı adaylığında görmesi muhtemel destek artmış gibi bir ortam oluştu.

Fakat Gül kozu her zaman elinde bulunan Kılıçdaroğlu ise Meral Akşener’in özellikle Kürt seçmenden istenen desteği göremeyeceğini çok iyi biliyor. Çünkü HDP seçmeninin özellikle MHP ve İYİ Parti’ye sıcak bakmayacağını, iki partinin genel başkanlarına oy vermeyeceğini çok iyi biliyor. Haliyle Akşener’in olası adaylığına duyulan güvensizlik sebebiyle Abdullah Gül’ü anladığımız kadarıyla Akşener’e dikte etmeye hazırlanıyor.

Buna çabalıyor…

Yani bir yerde İYİ Parti’yi ve Meral Akşener’i HDP ile yeniden aynı hedefe kanalize olmaya iknaya çabalıyor.

Fakat bu durum nasıl karşılık bulur, inanın bana emin değilim.

Bu noktada akıllara gelen soru şu; 2018’de Abdullah Gül’e karşı çıkan Meral Akşener, 2023’te ya da olası bir erken seçimde Gül’ün adaylığına neden sıcak baksın?

Zor ve cevabı çok önemli bir soru…

 

 

Hürriyet’in proje tepkisine yanıtı!

 

 

Dün biraz sitemli algılanmışım.

Aslında kısmen öyleydim.

Çünkü “Neden beni aramadınız?” haklı serzenişine karşılık vermek istemiştim.

Fakat yanıt alamamıştım Fatma Hanım’dan…

Fatma Kaplan Hürriyet’ten…

Sağ olsun önceki akşam aramış. Küçük bir teknik sorun nedeniyle görüşemedim, ancak ben geri dönüş yaptım.

Kısa, fakat net bir sohbetimiz oldu kendisiyle…

Konu belliydi aslında. İzmit Belediyesi’nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı’ndaki ortağı İYİ Parti’nin genel başkanı Meral Akşener’in katıldığı programda açılışı yapılan projelerden bazılarının önceki yönetim döneminde yapıldığı tartışılıyordu.

Önceki sabah görüşememiştik. Fikrini alamamıştık. Ancak akşam dönüş sağlayabildik karşılıklı.

Görüşlerine yer vermek istediğimi belirtince özellikle Sarısu Kampı ile ilgili şu net ifadeleri kullandı kısa sohbetimizde:

“Biz söyleyeceklerimizi söyledik. Orada yenilenmiş bir proje var. Açılış töreninde konudan bahsettik. Bu konuda polemik yaratmaya gerek yok. Biraz daha iyi niyetli olmakta yarar var diye düşünüyorum. Özellikle de herkesten ricam bu dünyanın öbür tarafı olduğunu da lütfen unutmasın. Yani iftira atmak çok kolay ama iyi niyetli olmak ve insanlık başka bir şey. Bu konudaki değerlendirmelerde insani bakmak, çabaları takdir etmek kıymetli bir şey. Her şey siyaset demek değil.”

 

DSÖ tehlikeyi hatırlattı: Virüsü gençler yayıyor

 

 

Ülkemiz ve dünya, koronavirüsle mücadele halinde. Birçok ülkede aşı çalışması devam ediyor. Rusya bu konuda “Aşıyı bulduk ve üretime geçiyoruz” iddiası ile bir parça öne çıkmış gibi görünüyor.

Fakat dünya genelinde hastalık yayıldıkça yayılıyor. Şu ana kadarki tablo tek sonucu ortaya koyuyor; bağışıklık sistemi güçlü olan ayakta kalacak. Şayet uygulanan tedavi karşılık bulmaz ya da aşı gerçekten bulunamaz ise insanlarımızı kaybetme olasılığı önemli oranda yüksek…

Bu arada Dünya Sağlık Örgütü tarafından önemli bir veri kamuoyu ile paylaşıldı. Buna göre koronavirüs en çok 20’li, 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kişiler tarafından yayılıyor…

Yapılan açıklama şu demek aslında, büyüklerimizi gençlerden korumamız lazım…

Gençler çok büyük olasılıkla hastalığı ya çok çabuk atlatıyor ya da hastalandığının farkına varmadan güçlü bağışıklığı sayesinde olayı bünye kendini tedavi ediyor.

Büyük olasılıkla 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlarla ilgili yasak uygulanacak gibi. Fakat anladığımız kadarıyla olay kontrolden çıkmak üzere. Çünkü hastalığı yayanların yaş grubu düşük. 20’li, 30’lu yaş grubundan bir gencin hastalığa karşı verdiği mücadele ile yaşını başını almış bir kişinin çabası bir olmuyor.

Gidişat önce 65 yaş ve üzerini, şayet kontrolü sağlanamazsa toplumu yeniden hafta sonu yasaklarına mahkum edecek şekilde ilerliyor.

Kontrolü öncelikle bizler kendi içimizde sağlamalıyız.

Yoksa olay kötü noktaya doğru ilerliyor.