Anlattım ama dinletemedim…

Paylaş

Malum, bir süre önce Mehmet Ali Paşa Camii ile ilgili bazı yorumlarda bulunmuştum. Hatta bu yorumlarımın ardından İzmit İlçe Müftülüğü, bünyesindeki bu caminin ibadete kapatıldığını, buradaki görevlilerin hemen 50 metre aşağısındaki yeni camide vazifelendirilmesi kararını almıştı.

Fakat bu cami ile ilgili geçmişi şaibe iddiaları ile gündeme gelen vakıf yöneticileri adeta, “Biz sizin kararınızı tanımıyoruz” diyerek eski camiyi kullanmaya devam etmişlerdi.

Babalarının çiftliği ya…

Derler de…

Yaparlar da…

 

xxx

 

Geçmişte yaptığım ilk yorumumla ilgili olarak arkadaşlar bana bazı kağıt parçalarını getirdiler. Tabi bizler yol yordam bilen, kanun, hukuk, yasa ne der iyi idrak etmiş insanlarız.

Fakat karşımdaki kişilerin de bu meselelere yabancı olmadıklarını anlıyorum. Neticede haklarında çıkan her şey hakkında adliyenin yolunu tuttukları için, yasalardan, hukuktan üç beş nasiplenmişlerdir diye düşünüyorum.

Hele ki, haklarında ortaya atılan her iddiayı, ortaya konulan gerekçeleri FETÖ’nün kumpası olarak adlandırdıklarına göre, siyaseti de iyi çözmüşler bu arkadaşlar.

Farklı bir mücadele onlarınkisi. Lakin bizim siyasetçimiz bile çevrelerinde kendilerine dokunanlara “FETÖ’nün teröristi” yakıştırması yaparken, bu vakıfçı taifenin böylesine bir kurtuluş yolundan istifade etmesi çok yadırganacak bir durum olmasa gerek.

Onlara göre iddia sahibi olduğum için ben de bir FETÖ’cüyüm.

Her ne kadar o deyyuslarla 1996 yılından, yani lise çağlarından bu yana mücadele halindeysem bile…

 

xxx

 

Arkadaşlar yaptığım bir yorumla alakalı mahkemenin yolunu tutmuşlar. Fakat daha önce de söylemiştim, yazdıkları tekzip metnini bir görseniz var ya, Allah’a emanet…

Hakaretin bini bir para…

Hani yazdıklarımdan emin olmasam, belgeleyemesem neyse diyeceğim.

Kendilerine bizzat ilettim, “Tekzip böyle hazırlanmaz” dedim…

“Bunların yayınlatılma olasılığı türlü türlü gerekçelerle mümkün değil” dedim…

Ama dinletemedim…

Neticede gittikleri mahkeme bile arkadaşlara benim sözlerimi tekrarlamış ve özetle “Böyle metin olmaz” deyip göndermiş.

 

xxx

 

Cevap hakkı elbette kutsaldır…

Yanıtı yayınlamak da bizim görevimizdir…

Fakat bu ülkede kanun var, hukuk var, yasalar var…

Daha önce de ifade etmiştim, tekrar etmekte fayda görüyorum. Daha düzgün bir Türkçe ile gelin ve çayımı içerek yapın açıklamanızı. Ama böylesine mahkemeden geri çevrilerek kendinizi küçük düşürmeyin.

Israr mı ediyorsunuz, bizim elbette mahkemeye sunacağımız delilimiz, belgelerimiz mevcuttur. Emin olun şayet yapmayı düşünüyorsanız itirazınızdan da bir sonuç elde edemeyeceksiniz. Zira yasalar o itiraza da engel teşkil ediyor...

 

MAHKEME REDDETTİ

Evet…

Mahkemenin sonuç bildirisi elime geçti.

Davayı kimin açtığına değinmeyeceğim. Fakat resmi yazıdaki ibare aynen şöyle:

“Cevap yazısının yayınlanması koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, düzeltme ve cevap yazısının yayınlanması talebinin REDDİNE” … karar verildi…

Mahkeme bu kararı 13 Ağustos’ta almış…

Şimdi arkadaşlar belki itiraz edecekler. Gelin vazgeçin bu tür boş işlerden. Ne kendinizi yorun, ne de beni. Devletin resmi kurumlarını da boşuna meşgul etmeyin.

Sonra bu davada olduğu gibi yargılama giderleri de sizden talep edilecek.

Miktar vakıf bütçesinden mi karşılanacak, açıkçası bilmiyorum.

Hadi öyle değil diyelim!

Çoluğunuzun çocuğunuzun nafakasını böyle boş işlere harcıyorsunuz.

Yazık değil mi!

Siz atlayın yanıma gelin.

Zaten ha bire evrak getirdiğiniz için Demokrat Kocaeli Gazetesi’nin yolunu iyi bellediniz. Yabancılık çekmezsiniz.

 

xxx

 

Haaa, siz yine bildiğinizi mi okuyacaksınız?

Hay hay!

Hepimiz meydandayız. Bizim de mahkeme koridorlarına gidip gelmişliğimiz vardır. Kim hangi dilden anlar biliriz. Bilgimizle, belgemizle hakimin karşısına çıkar, yaptığımız yorumlardaki tüm iddialarımızı belgeleri ile destekleriz.

Olur biter…

Sonrasını adaletin takdirine bırakırız…