27 Şubat 2021 Cumartesi 06:34:24

Gerçekten istemek

Paylaş

 

Merhaba sevgili okur.

Ne vakit bir imkân geçse elimize, tam her şey iyi olacak desek, yine de bekliyoruz. Elimizi kolumuzu tutan da yok üstelik.

Korku mu endişe mi, bilmiyoruz. Guy Debord aynı kitabında, "Bir şey yapılabileceği sırada istenmelidir; zira ne mevsimler ne de zaman kimseyi bekler," der.

Beklemeyin sevgili okur.

Bu hafta sizlerle Guy Debord isimli yazarın Gösteri Toplumu adlı kitabından bir alıntı paylaşacağım.

“Cervantes, “kötü bir kılığın altında iyi bir ayyaş bulunur" der. Şaraptan iyi anlayan biri genellikle nükleer endüstrinin kurallarını bilmez; ama gösteri iktidarı eğer bir uzman nükleer enerji konusunda aldatabiliyorsa, bir başka uzmanın da şarap konusunda onu rahatlıkla aldatabileceğini hesaba katar. Ve örneğin, hava sıcaklıklarını ya da gelecek kırk sekiz saat için tahmini yağışları bildiren medyatik meteoroloji uzmanının söylediklerinin bazı ekonomik, turistik ve bölgesel dengeleri koruma zorunluluğuyla -hele ki bu kadar insanın birbirinden ıssız yerler arasında bu kadar çok yol kat ederek bu kadar çok seyahat ettiği bir ortamda- ciddi bir şekilde kısıtlandığı gayet iyi bilinir; bu kısıtlanma o
kadar ileri gider ki bu uzmanın animatör olarak daha başarılı olduğu söylenebilir.

Tüm nesnel tarih bilgisinin yok olması, bir bakıma, bireysel itibarların bütün bilgiyi -toplanan ve aynı zamanda tamamen farklı şekilde yayımlanan bilgi- denetim altında tutanlar tarafından dilediğince uysal ve değiştirilebilir hale getirilmesinde görülebilir. Bu durumda tahrif etmek için gerekli bütün yetkiye sahiptirler. Gösterinin bilme ihtiyacını duymadığı bir tarihsel kanıt artık kanıt olmaktan çıkar. İnsan, bir gösteri mahkemesinin iyi niyetli bir lütuf gibi atfettiği ünden başka hiçbir şeye sahip olmadığında, gözden düşmesi de çok ani olabilir. Gösteri karşıtı olup ün kazanmak hemen hemen olanaksız hale gelmiştir. Ben, bu şekilde ün kazanmış olan son canlı örneklerden biriyim ve üstelik asla başka bir kon uda ün sahibi olmadım. Ama bu da son derece şüpheli bir hale geldi. Toplum, gösteri toplumu olduğunu resmen açıkladı. Gösteri ilişkilerinin dışında kalarak tanınmak, zaten toplum düşmanı olarak tanınmakla eşdeğerlidir.

Herhangi bir insanın geçmişini baştan sona yeniden yazmak, kökten bir şekilde değiştirmek, Moskova davalarında olduğu gibi yeniden yaratmak mümkündür; ve bütün bunlar bir davanın ağırlığına başvurmak zorunda bile kalınmadan yapılabilir. Bugünlerde öldürmek daha ucuza mal oluyor. Bütünleşmiş gösterinin yöneticileri ya da onların dostları sahte, belki de acemi tanıkların -bu sahte tanıkların kullanılmasına şah it olacak seyircilerde bu acemiliği hissedecek kapasite kaldı mı ki?- ve her zaman mükemmel olan sahte belgelerin eksikliğini asla çekmezler. Dolayısıyla artık birisi hakkında doğrudan doğruya kendinizin öğrenmediği bir şeye inanmak mümkün değildir. Ama aslında birisini yalan yere suçlamak nadiren gerekir. Kendini tam ve evrensel olarak tanılan tek toplumsal doğrulama biçimini çalıştıran mekanizma bir kez ele geçirildikten sonra istenilen her şey söylenir. Gösteri, iddialarını sadece dairesel hareketlerle ilerleyerek kanıtlar: Geri dönüşler yapar, kendini tekrarlar ve herkesin tanıklık edebileceği tek şey kamuoyu önünde doğrulanabilen ve inanılabilen şey olduğundan bu şeyin bulunduğu yeri doğrulamaya devam eder. Gösteri otoritesi aynı şekilde herhangi bir şeyi bir kere, üç kere yadsıyabilir ve artık bu konuda konuşmayacağını başka bir şeyden söz edeceğini söyleyebilir; ve ne kendi alanında ne de başka bir alanda herhangi bir tepki alma tehlikesinin olmadığını gayet iyi bilir.  Çünkü artık ne agora ne de genel topluluk mevcuttur; ne de aracı kurumlarla ya da özerk kuruluşlarla, salonlarla, kahvehanelerle, bir işyerinin işçileriyle sınırlı topluluklar kalmıştır; insanların kendilerini ilgilendiren gerçekleri tartışabilecekleri hiçbir yer yoktur çünkü kendilerini medyatik tartışma ve onu nakletmek üzere örgütlenmiş güçlerin ezici varlığından asla uzun süreli olarak kurtaramazlar. Bir zamanlar bilge dünyayı oluşturan, örneğin saygınlıklarını olguların tarafsız tarihi denilen şeyi doğrulama, ona yaklaşma ya da en azından böyle bir tarihin bilinmesi gerektiğine inanma yetenekleri üzerine kuran kişilerin yargılarına, yani göreceli olarak bağımsız güvencelerine artık rastlanmamaktadır. Hatta artık, inkâr edilmesi mümkün olmayan bibliyografik hakikat bile yoktur ve ulusal kütüphanelerin bilgisayara geçirilen katalogları hakikatin izlerini daha da iyi yok edebileceklerdir. Hâkim, doktor, tarihçi olmanın kısa zaman öncesine kadar ne anlama geldiğini düşünmek ve genellikle kendi uzmanlık alanları dâhilinde kabul ettikleri mecburiyet ve buyrukları hatırlamak kafa karıştırıcı bir şeydir: İnsanlar, babalarından çok yaşadıkları zamana benzerler.”

Yorumlar
  • Zeliha

    Artık şu yazılara biraz özgünlük katsanız. Yazılarının neredeyse tamamı kitap alıntısı. Sevgili okur bla bla bla. Ondan sonra getir metni kopyala yapıştır. Soran olursa köşe yazıyorum dersiniz.