27 Şubat 2021 Cumartesi 06:39:18

Tanju Cılızoğlu

Paylaş

SON gazeteye gelişinde öyle sinirliydi ki, tam mutfak görevlisine “Çay ama demli” diyecektim ki, gazeteyi masaya vurup, “İstemem, istemem” dedi. Çatık kaşlarıyla gazetenin manşetini gösterdi:

“Bu ne?”

“Ne abi?”

“Seni Adem (Turgut) bozdu diye düşünüyordum ama seni bozan birisi yokmuş. Sen böyleymişsin. Bunca yıl seni bozdu diye Adem’e kızdım. Şimdi gidip özür dileyeceğim.”

“Abi” dedim, “ne var manşette?”

“Ne yok! Aman kimse kızmasın, aman kimse küsmesin, aman herkesi idare edeyim. Dengeci, kontrolcü, ne şiş yansın ne kebap! Köşe yazıların da aynı… Çık sokağa! Halk bunu mu istiyor?”

***

Benim son 17 yılım, beni çok seven, bana çok güvenen, bana çok inanan ve gördüğü her hatamın ardından da beni yerden yere vuran Tanju Cılızoğlu ile geçti.

20’li yaşlarımın hemen başlarındaydım ve yazılarımı okuduktan sonra gördüğü herkese, “Mevlüt diye bir çocuk var. Çok iyi yazıyor” dedi. Bana benden daha çok güvendi. Ve bu güvenin ardından hep yanımda oldu. Ve bu yanımda olmak hali içinde hep bir “eylem” taşıyordu.

***

Adem abinin bana iş vermediği zamanlar da içinin bir türlü rahat olamadığı zamanlardı.

Bir gün dedi ki:

“Tanju abinin yazılarını geç.”

Yani, Tanju abi el yazısıyla 5-6 sayfa yazı yazacaktı, o yazıyı faksla gazeteye yollayacaktı, ben de uzunluğu 3-4 metre olan yazıları bilgisayara geçecektim.

Yaptım.

Ve yaparken şu soruyu kendime sordum:

“Politika ve edebiyat nasıl bir arada olur?”

İşte Tanju abi, politikayı edebi bir dille yazıyordu. Örneğin şöyle başlıyordu köşe yazısına:

“Kışla gönül eğlendiren bir bahar…”

Ve işte ben, Tanju abinin el yazılarını bilgisayara geçerken o müthiş dilin derinliklerine kadar iniyordum.

Ve fark ediyordum:

“Benim de amacım o…”

Ne mi?

Edebiyat…

Politikanın içine serpiştirilmiş edebiyat…

***

10 yıl önce… Hazırladığım kitap dosyasını Tanju abiye verdim; “Abi, bir yayınevi ile anlaştım. Çalışma bu…”

Okuyacağını söyledikten iki gün sonra aradı; bir yerde buluştuk ve dosyanın ilk sayfalarındaki karalamaları gördüm. Neredeyse her cümlenin üzerinde çizik vardı. Dedi ki:

“Çok kötü!”

Başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

“Ne üslup, ne dil ne de konu… Hepsi berbat… Sen bu kitabı çıkarma…”

Yayınevini aradım, “Dosyaya biraz daha bakacağım” dedim. O kitap, Tanju abi okuduktan tam 6 yıl sonra çıktı.

Ve benim en büyük şansım, o dosyayı Tanju abinin okuyup “Çok kötü” demesiydi;

O kitap ilk kitabım olsaydı, yazarlık hayatına çok kötü başlamış olurdum.

***

“Abi” dedim, “15 Temmuz’a kadar olan süreci kaleme aldığım bir dosya var. Ergenekon, Balyoz, falan…”

“Bakayım” dedi; dosyayı verdim. Bir hafta sonra geldi:

“Müthiş bir çalışma…”

Ben dosyayı unutmuşken Türkiye’nin en nitelikli yayınevlerinden biri olan Tarihçi’ye gitti; kitap çıktı; Kadıköy’deki ilk söyleşimde en önde oturuyordu. “Nasıl geldin?” diye sordum; “Minibüsle” dedi, “senin için…” Duygulandım. Söyleşi bitince, imzalı kitaplarımı taşımakta güçlük çektiğini fark ettim.

***

Yıllar önce, yanımızda Yağmur da (eşim) var ve Tanju abi dedi ki: “Son kitabımın sonunda vasiyetim de var.”

Okuduk. Hüzünle okuduk.

“Güzel Yaşadım”ı henüz kitap çıkmadan bitirdik.

Vasiyetinde diyordu ki:

Ölüme inanırız da, beklemeyiz.

Bedene bütün belirtiler iner de, konduramayız.

“Allah'tan umut kesilmez” avutması, yaşama tutunmanın kaçınılmazlığıdır.

Yaş 81...

Lütfedilen bir ömrün kıyıcığına vardı.

Geriye ne kaldı, belli mi?...

Belli...

Az kaldı.

Tek sevincim, giderken bir mikroba değil, doğanın mutlakiyeti ecele yenilmek.

Artık sıramızı savmak için ağaçlara, kurtlara, kuşlara, sevenlere, kızanlara hadi eyvallah diyeceğiz.

Bu anıların yayınlanması sonrasında zaman elverirse, gideceğimiz son yeri ve dostlarla son buluşmayı da kendimce nakışlayacağım.

Ölümüm de yaşadığım gibi olsun.

Varacağımız yeri önceden bilmek, yani görücü usulü ölmemek. Hacı Bektaş'ta İlhan Selçuk, Turhan Selçuk dostların yattıkları yerde, düşündüğümce önceden yapılmış bir mezar... Öyle şatafat, görkem değil, yalın sade bir son mekan...

Ve nerede ölürsek, son yolculuğa, dostlarımızın zamanları uyarsa, elleri ne kadar değerse, bir veda beraberliği...

Kimse ölümüme üzülmesin.

Hele sevenlerim hiç ağlamasınlar isterim.

Dostlarım, yol boyu ansınlar beni. Ve gömü işim bitince, dönerken saz ustalarının eşliğinde, Hacı Bektaş'ta gönüllerince bir akşam yemeği yesinler.

Uyarına gelirse toprağa bıraktıkları yerde, mezarımın başında flütlü, kemanlı, gitarlı minik bir dinleti olsun.

Hüzün dağılsın.

Hüzün sıvaşmasın dostlarıma.

Ve ben ola ki duyarım o konseri...

Üstümü örten toprağın içindeki tüm canlılar ve dahi komşularım duyarlar.

“Hoş geldin!” derler. “Hoş geldik!” deriz.

***

Hoşça kal Tanju Cılızoğlu…

Vasiyetini yazdıktan 5 yıl sonra gittin…

Ve rengini verdin bana…

Ve haklıydın;

Kızarken de…

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
  • Burhan Cahit Doğan

    Harika, allah rahmet eylesin, Izmit un sembolü idi.

  • Emine Neşe Çakar

    Çok güzel bir yazı olmuş Mevlüt Bey . Kaleminize sağlık .Allah'ın Rahmeti üzerine olsun Cılızoğlu .

  • Emine Neşe Çakar

    Çok güzel bir yazı olmuş Mevlüt Bey . Kaleminize sağlık .Allah'ın Rahmeti üzerine olsun Cılızoğlu .

  • Mustafa Günay

    Eline sağlık Mevlüt arkadaşım bu yazınla hiç olmazsa son görevini yerine getirmiş oldun. Tanju beyi ' in son zamanlarında gazetesini satmak dağıtmak için nasıl bir çabayla koşturduğunu iyi biliyoruz . Kendini mesleğine adamış kalite bir gazeteci ve iyi bir insandı. Allah rahme eylesin. Değeri ölümünden sonra anlaşılanlardan Tanju Cılızoğlu...

  • SITKI OKAY

    Allah rahmet eylesin.Cok sevdiğim, değerli bir savaşcı idi.

  • Adnan zanburkan

    Yorumunuz Allah rahmet etsin Mekanı cennet olsun Nur içinde yatsın ülkemizin yetiştirdiği ye Korkusuz kalemini satmayan Usta gazeteci abim izle Işıklar içinde uyusun