29 Temmuz 2021 Perşembe 21:58:39

Susmak, Konuşmak, Yazmak...

Paylaş

 

 

Kocaeli Demokrat’ın kuruluşundan beri...

 

Personel kadrosu neredeyse tamamen değişti...

 

Gazetenin mülkiyeti 3 kere el değiştirdi...

 

* * *

 

Tüm bu sürecin en başından bugüne...

 

Aralıksız bir biçimde...

 

Kocaeli Demokrat’ın bünyesinde...

 

Gönüllü köşe yazarı kimliğiyle kalan tek kişiyim...

 

Belki bu yüzden...

 

Kendi kimliğimle  Kocaeli Demokrat arasında çok güçlü duygusal bağlarım gelişti...

 

* * *

 

Bu yıllar içinde bana ayrılan köşemde...

 

Ülkede ve dünyadaki tüm gelişmelerle ilgili dilediğim her konuda...

 

Özgürce fikirlerimi beyan ettim...

 

Ve yazdığım yazıların tek kelimesine bile...

 

En ufak müdahale olmadı...

 

* * *

 

2007 yılına kadar haftada 7 gün...

 

2007’den sonra iş yoğunluğum nedeniyle haftada iki gün yazılarımla okuyucularıma ulaştım...

 

* * *

 

Fakat tüm bu yıllar boyunca ilk kez son 4 aydır...

 

Bir insanın dilinin tutulup konuşma yeteneğini yitirmesi gibi...

 

Kalemimin tutulup yazma yeteneğimi yitirdiğimi gördüm...

 

* * *

 

Yazamadım!

 

* * *

 

Bunun nedeni...

 

Ülkemde yaşanan gelişmelerden...

 

Ekonomi, adalet ve toplumsal barış alanlarındaki...

 

Kötü yönetim uygulamalarından dolayı yaşadığım acı şokudur!

 

* * *

 

Müsaadenizle konuyu biraz daha açayım...

 

* * *

 

Bugüne kadarki yazılarımda sıklıkla iktidarı...

 

Zaman zaman muhalefeti eleştirdim...

 

* * *

 

İktidarla ilgili eleştiri yazılarımdan dolayı çevremdeki dostlarım kimi zaman...

 

Espriyle karışık da olsa beni olası tehlikeler konusunda ikaz ettiler...

 

* * *

 

İnsan böyle bir köşede yazı yazıyorsa...

 

Kimi zaman ifade özgürlüğüyle ilgili haklarından vazgeçmeyi düşünebiliyor...

 

Ama ‘sorumluluğundan kaçamıyor’...

 

* * *

 

Sizlerle bir gözlemimi paylaşmam gerekirse...

 

Bir iktidarı en güçlü zamanında eleştirmek ne kadar büyük riskleri davet ediyorsa...

 

O iktidarı zayıfladığı ve kaybetme korkusuna kapıldığı dönemde eleştirmek...

 

Misli misli daha tehlikeli hal alıyor...

 

* * *

 

Fakat daha kötüsü...

 

Uzun yıllar boyunca kangrenleşmiş bir hal alan kutuplaştırma politikaları nedeniyle...

 

Linç kültürü...

 

Sadece iktidarı destekleyen değil...

 

Kendini muhalif olarak tanımlayan kesimlerde de çok güçlü bir yer edinmiş durumda...

 

* * *

 

Halbuki...

 

Bizim gibi basın üzerinden fikir beyan edenlerin...

 

Ne iktidarın, ne de muhalefetin holiganlığını yapmaması...

 

Her iki kesimin de doğrusunu ve yanlışını irdeleyebilmesi gerekir...

 

* * *

 

Örneğin Türkiye’nin SİHA, İHA teknolojisi üzerinden Türk Savunma Sanayisi’ne sağladığı katkılar nedeniyle...

 

Selçuk Bayraktar’a büyük bir sempati besliyorum...

 

Ve fırsat olsa tanışmak, konuşmak isterdim...

 

Bunun için kendisiyle aynı dünya görüşünden olmam gerekmiyor...

 

Üstelik...

 

Dünya basınında yazılan çizilenleri yakından takip etmeye çalışan biri olarak...

 

Bu konuda dünya kamuoyundaki hayranlığı rahatlıkla gözlemleyebiliyorum...

 

* * *

 

Hükümetin...

 

Son Dağlık Karabağ krizindeki müdahalesini...

 

Ve sonuçlarını...

 

Takdirle karşılıyorum...

 

* * *

 

Mavi Vatan konusunda atılan adımları...

 

(Kimi zaman atılan geri adımların güçler dengesiyle ilgili olduğunu bilmem nedeniyle anlayışla karşılıyorum)

 

Genel hatlarıyla destekliyorum...

 

* * *

 

Ülkemin Libya’da, Somali’de, Afrika’da köprübaşları kurması beni mutlu ediyor...

 

* * *

 

Bunun gibi pekçok örnek sayabilirim...

 

* * *

 

Diğer yandan...

 

Ülke kaynaklarının...

 

5 ayrıcalıklı şirkete akıtılması...

 

Osmangazi Köprüsü, İzmir Otobanı ve benzeri doğru projelerin...

 

Denetimden uzak, fahiş maliyetlerle bu şirketlere yaptırılması...

 

Ülkemin kısıtlı gelirlerinin gelecek onyıllar boyunca...

 

Akılalmaz hasta garantileri, yolcu garantileri, geçiş garantileriyle bu şirketlere aktarılması...

 

Çocuklarımız ve torunlarımız adına beni üzüyor, kaygılandırıyor...

 

* * *

 

Hele ki...

 

Bunca yerlilik ve millilik propagandaları yapılırken...

 

Bu projelerle ilgili yargılama yetkilerinin İngiliz Mahkemeleri’ne devredilmesini...

 

Acı verici ve manidar buluyorum...

 

* * *

 

Adaletin devletin temeli olduğunu bilen bir yurttaş olarak...

 

Ülkemde yargının tamamen iktidarın denetimine sokulmasından...

 

Hukukun baskı altına alınmasından...

 

Muhalefet liderlerine yapılan fiziki saldırılardan...

 

Cumhurbaşkanlığı makamı düzeyinde ifade edilen tehditlerden...

 

Savcılarımızın ve yargıçlarımızın görevlerini yapamaz hale gelmelerinden dolayı acı içinde kıvranıyorum...

 

Ülkem için endişeleniyorum...

 

* * *

 

İktidarının ilk yıllarında yeraltı dünyasını hizaya getirerek toplumu rahatlatan hükümetin...

 

Son dönemde bu gruplardan bazılarıyla yakın duruşundan mutsuzluk duyuyorum...

 

* * *

 

Geçmiş yıllarda kendi kanundışı eylemlerinin suçlarını...

 

‘Derin Devlet’in çıkarları’ için yapılmış gibi...

 

Devlete mal ederek...

 

Adeta devletin üzerine yıkarak...

 

Hem devlete, hem toplumsal barışa karşı suç işleyenlerin...

 

Hakettikleri cezalara çarptırılmayıp itibar sahibi yapılmasını...

 

Türk Devleti’nin bekası, Türk toplumunun huzur ve barışı açısından tehlikeli buluyorum...

 

* * *

 

Tarım ve hayvancılığımızın yerlerde sürünmesinden...

 

Tarım topraklarımızın hızla yok olmasından...

 

Türk çiftçisine verilmesi gereken desteklerin ithalata misliyle verilmesinden rahatsızlık duyuyorum...

 

* * *

 

Gençlerimiz işsizlik içinde kıvranırken...

 

Kendi alanında başarılı olmuş bir sporcunun...

 

Bir bankanın yönetim kurulu üyeliğine atanması örneğindeki gibi...

 

Liyakatsız kişilere devlette birden çok maaş verilmesinin...

 

Bir bakanın kendi şirketinden fahiş fiyatlarla kendi bakanlığına mal almasının...

 

Ve benzeri uygulamaların...

 

Toplumda yarattığı derin rahatsızlığı...

 

Hükümetin nasıl algılayamadığını şaşkınlık içinde izliyorum...

 

* * *

 

Muhalefete gelince...

 

İktidar partisinin baskısı altında da olsa...

 

Hiçbir şekilde biraraya gelemeyecek renklerle bir araya gelme yeteneğini ortaya koymasını...

 

Toplumsal barış için çok kıymetli buluyorum...

 

* * *

 

Bana göre...

 

Eğer birgün mevcut muhalefetten bir CHP iktidarı çıkacaksa...

 

Aritmetik bunu gerektirmese bile...

 

Toplumsal barış ve istikrar açısından...

 

Saadet Partisi muhakkak içinde olmalıdır...

 

* * *

 

Diğer yandan...

 

ABD’nin karagücü haline gelmiş...

 

BOP projelerinin aleni taşeronluğunu üstlenmiş olan örgütle arasına mesafe koymadığı sürece...

 

HDP veya türevi bir partiyi doğrudan veya dolaylı olarak iktidara taşımaya dönük tüm projelere...

 

Şiddetle karşı çıkıyorum...

 

* * *

 

İlaveten...

 

Dünyada çok ciddi jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı...

 

Türk Devleti’nin...

 

Ve mevcut iktidarın bunu çok iyi kavradığını gördüğüm bir dönemde...

 

Muhalefetin bu geçiş sürecine dair bir politikasının olmamasını...

 

Büyük bir eksiklik ve tehlike olarak görüyorum...

 

* * *

 

Demokrasinin aile içinden başlayan...

 

Ve devlet yönetimine yansıyan...

 

Kusurlarına rağmen en doğru yaşam yöntemi olduğuna inanan biri olarak...

 

Siyasal demokrasilerde...

 

Belirleyici olanın halkın iradesi olduğuna inanıyorum...

 

* * *

 

Bu açıdan bakıldığında...

 

Dünya siyasi tarihinde örneği aklıma gelmediği biçimde...

 

20 yıla yakın bir dönem boyunca iktidarda kalan AK PARTİ...

 

Özellikle son yıllarda yaşanan büyük olumsuzluklara...

 

Kötü yönetime rağmen...

 

En kötü ankette dahi yüzde 35 civarında oy alıyorsa...

 

Ve en yakın muhalefet partisine yüzde 50 oy farkı atıyorsa...

 

Burada...

 

Bir yanıyla AK PARTİ’nin başarısından bahsedilebileceği gibi...

 

Diğer yanıyla...

 

Muhalefete karşı halkın büyük bir güvensizliği olduğu da gözden kaçırılmamalıdır...

 

* * *

 

Muhalefet...

 

Bu durumu...

 

Halkın aldanmasına...

 

Kandırılmasına...

 

Cahilliğine vb bağlayarak sorumluluğu üstünden atmak yerine...

 

Bu güvensizliğin altında yaratan sosyolojik, psikolojik, siyasi etkenleri anlamayı başardığı gün...

 

İktidar olmak için aradığı kılpayı oy eksiğini...

 

Tıpkı ikinci İstanbul seçiminde olduğu gibi...

 

AK PARTİ’ye oy veren büyük kitlenin içinden bulacaktır...

 

* * *

 

Aksi takdirde...

 

Toplumun içine sinmeyen...

 

Türk toplumuyla helalleşmemiş bir partiden medet ummanın bedelini ödemek zorunda kalacaktır...

 

* * *

 

Şunu da söyleyeyim...

 

Muhalefet liderliği...

 

AK PARTİ’nin en iyi zamanlarında her türlü nimetlerinden yararlanmış...

 

Bu sayede Cumhurbaşkanlığı’na kadar tırmanmış kişilerden...

 

Tayyip Erdoğan karşısında rakip icad etmeye kalkarsa...

 

Bunu bu toplum kabullenmez!

 

* * *

 

Birgün Tayyip Erdoğan mı Abdullah Gül mü ikilemi yaratılırsa...

 

En kemik Erdoğan muhaliflerinin bile önemli kısmı...

 

Ya sandığa gitmez...

 

Ya da Erdoğan’a oy verir...

 

* * *

 

Son olarak iktidara sesleniyorum...

 

Devlet baki, hükümetler er yada geç gidicidir...

 

* * *

 

Hangi hükümet kendini devletin sahibi gibi görmeye başlarsa...

 

İktidarı kaybetme yoluna girer...

 

* * *

 

Bugün AK PARTİ’yi devletin sahibiymişçesine davranışlar içinde görüyorum...

 

* * *

 

Bunun baskısını ve şiddetini çok sıcak bir şekilde hissediyorum...

 

* * *

 

İnsanlar artık daha az konuşmaya...

 

Daha az yazmaya...

 

Daha az fikir beyan etmeye çalışıyorlar...

 

* * *

 

Bu durum...

 

İktidar sahipleri açısından da iyi bir durum değildir!