29 Temmuz 2021 Perşembe 21:39:06

Boğulmamak ümidiyle

Paylaş
Merhaba sevgili okur.
Gidecek yerinizin kalmadığını hissettiğiniz an aklınıza gelsin George Orwell. 
Ya da boğulmak üzereyken.
“Sinirlerimiz eriyip lime lime olmuş; kemiklerimizde iliğin olması gereken yerde boşluk var” der Orwell, Boğulmamak İçin adlı kitabında. Nasıl da haklı.
“Her nereye gidiyorsak, bu gidiş dibe doğru. Mezara doğru, lağım kuyusuna doğru - bilmek imkânsız” sözüyle de bazı şeyleri özetler.
Bu hafta sizleri George Orwell’ın Boğulmamak İçin kitabıyla yalnız bırakıyorum.
“Belki insan asıl beyni durunca ölüyor, yeni bir şeyi idrak etme gücünü yitirince. Bu günlerde fikir sahibi herkes korkudan kaskatı kesiliyor. 
Boğulmamak için su yüzüne çıkıyordum! Kollarını bacaklarını çırpa çırpa yukarı ulaşıp burnunu uzatan ve aşağı dalıp yosunların, ahtapotların arasına dönmeden önce derin bir yutkunmayla ciğerlerini dolduran büyük deniz kaplumbağaları gibi. Bir çöp kutusunun dibinde boğuluyoruz hepimiz; ama ben çıkmanın yolunu bulmuştum.
Korku! İçinde yüzüyoruz. İçimizde var. İşini kaybetmekten ödü kopmayan biri varsa o da savaştan, faşizmden, komünizmden veya başka bir şeyden korkuyor.
Belki insan asıl beyni durunca ölüyor, yeni bir düşünceyi idrak etme gücünü yitirince
İçinizde bir boşluk vardır, bir daha hiçbir şeye ilgi duyamayacağınız şeklinde bir his.
Porteos'un anlattığı gibi, münzevi bolluğundan her mağara için bir bekleme listesinin tutulduğu eski Roma devrine döneceğiz. Ama benim asıl sormak istediğim şu: bir bebeğe gaz maskesini nasıl takarsınız?
Balık tutmayı düşündüğünüzde aklınıza ilk gelenler modern dünyaya ait olmayan şeyler. Sakin bir göletin yanındaki bir söğüt ağacının altında bütün gün oturmanın fikri bile savaştan önceki, radyodan önceki, uçaklardan önceki, Hitler'den önceki bir çağa ait. Amatör balıkçılıktaki balık adları bile bir sükûneti çağrıştırıyor. Kızılkanat, akbalık, incibalığı, bıyıklıbalık, tilapia, kayabalığı, turna, kefal, sazan, kadifebalığı. Tok isimler. Bu isimleri koyan insanlar makineli tüfek sesi duymamışlar, işten kovulmanın korkusuyla yaşamamış, aspirin yiyerek vakit geçirmemişler, sinemaya gitmemiş ve toplama kamplarından nasıl uzak dururuz diye düşünmemişler.
Derken rastgele bir görüntü, ses veya koku ama özellikle de koku sizi bir anda alıp götürüyor ve o zaman da geçmişi hatırlamakla kalmıyor, içine giriyorsunuz.
Hepsi olacak. Aklınızın köşesinde olan, sizi korkutan ancak bir kâbus olabileceğini veya başka ülkelerde yaşanacağını düşündüğünüz her şey. Bombalar, yemek kuyrukları, kauçuk coplar, dikenli teller, renkli gömlekler, sloganlar, korkunç yüzler, yatak odası pencerelerinden etrafı tarayan makineli tüfekler. Hepsi olacak. Biliyorum; ama ona bakarsanız zaten biliyordum. Kaçış yok. İster buna karşı savaşın, ister fark etmemiş gibi başınızı çevirin, ister öbürleriyle birlikte surat dağıtmak için bir somun anahtarı kapıp dışarı koşun. Ama çıkış yok. Öyle de olsa, böyle de olsa bunlar yaşanacak.
Savaş insanların başına olmayacak şeyler getiriyordu. Ve asıl sıra dışı olan şey onun insanları nasıl öldürdüğünden çok, onları nasıl öldürmediğiydi.
Ama ben huzur deyince savaşsızlık halini değil, iliklerimize kadar hissettiğimiz dinginliği kastediyorum.
İnsanlar istedikleri yerde yaşasınlar. Ayrıca bütün insanlığın çuhaçiçekleri toplayarak filan geze toza ömür sürmesini de önermiyorum. Çalışmamız gerektiğini gayet iyi anlıyorum. Herhangi birimizin çuhaçiçeği toplamaya vakti varsa bu madenlerde ciğerleri çıkana kadar öksüren adamlarla daktilolarda parmak çürüten kızların sayesinde. Hem karnınız tok değilse ve sıcak bir yuvanız yoksa zaten çiçek toplamak istemezsiniz.
Basit bir ifadeyle, geleceği korkulacak bir şey olarak görmüyorlardı. Hayatın şimdikinden daha şefkatli olduğunu söylemiyorum. Aslına bakarsanız daha hoyrattı. İnsanlar genel olarak daha çok çalışıyor, daha konforsuz hayatlar sürüyor ve daha acılı ölüyorlardı.”