Daha misafir-sin-*

*Daha (Onur Saylak 2017), Misafir (Andaç Haznedaroğlu 2017):  Türkiye’de çekilen, mültecileri konu eden ve göç meselesini ötekileştirilen kimlikler üzerinden ele alan iki filmi izlemeniz için buraya not ederek başlıyorum bu haftaki yazıma. Çünkü bazen gözümüzün önünde olan ve içinde yaşadığımız ama göremediğimiz gerçekleri, bir sinema sahnesinde çok daha hızlı kavrayabiliyoruz. 

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteci Örgütü verilerine göre; 2020 yıl sonu itibariyle Dünya’da 82.4 milyon insan zorla yerlerinden edilmiş durumda. Hukuki tanımlara göre; bunların 48 milyonu kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş kişi, 26,4 milyonu mülteci ve 4.1 milyonu sığınmacı olarak tanımlanmaktadır.

Yine BM verilerine göre, 2014’ten beri dünyada uluslararası koruma ihtiyacı içinde olan en fazla kişiye ev sahipliği yapan ülke ise Türkiye’dir.Ülkemizde geçici koruma altında 3,7 milyonu aşkın Suriyeli ve uluslararası koruma başvuru ve statü sahibi 320.000’in üzerinde diğer milletlerden insan bulunmaktadır.Suriyelilerin %98,6’sı, 81 ilde ev sahibi toplumla bir arada yaşamaktadır. Bunların dışında Türkiye’de,  farklı milletlere mensup yaklaşık 1,4 milyon yabancıya da ikamet izni verilmiştir.

Türkiye tarihinin hemen her döneminde göçmen almış bir ülkedir. Ancak aşağıda görüldüğü üzere, büyük sığınmacı ve mülteci hareketi 2010’dan sonra olmuştur. Bu hareket içinde en büyük pay, yüzde 90’dan da fazlasıyla Suriye’nindir. Ardından Afganistan ve Irak geliyor.

Mülteci, sığınmacı veya göçmen, nasıl tanımlarsak tanımlayalım, (uluslararası hukuki statüleri yönüyle çok farklı sonuçları olması nedeniyle terminoloji konusuna  hiç girmiyorum)  bu kesimlere, yani yabancılara giderek artan toplumsal bir tepki ve öfke artık günlük yaşamamızın en önemli olgularından biri oldu. Maalesef bu tepki, Altındağ’da olduğu gibi, artık bir çok yerde fiziksel çatışma boyutuna varmış durumda.

Mülteci ve sığınmacı meselesine duyulan bu tepkinin tek katmanlı olmadığı malum. Bunun siyasal, kültürel ve ekonomik olarak farklı boyutları var.

Haddimi bilerek bu meselenin politik ve kültürel boyutlarına girmeyeceğim. Bu konuda muhteşem araştırma ve yazılar olduğunu söylemek ile yetinerek, bu tepkinin ekonomik boyutlarına bakalım istiyorum biraz.

Suriyelilere yapılan nakit yardımlar, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016 mutabakatı ile AB’ nin 4 sene boyunca sağlamayı taahhüt ettiği 6 milyar eoro kaynak ile başladı. 

2020 yılında 6 milyar euroluk mali kaynağın aktarımının tamamlandığını açıklayan AB, Haziran 2021'de, Türkiye'nin Suriyeli sığınmacılara 2024 yılına kadar ev sahipliği yapmaya devam etmesi için 3.5 milyar euroluk yeni bir fon oluşturmayı planladığını duyurdu.

Türkiye'den yetkililer ise Suriyeliler için bugüne kadar 40 milyar dolar (muhalefet daha fazla olduğunu iddia ediyor) para harcandığını belirtiyorlar.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre yabancılara verilen123 bin çalışma izniiçinde 62 bin Suriyeli var.

Ancak bağımsız  araştırmalar, Türkiye’de en az 1 milyon Suriyelinin aktif çalışma hayatı içinde olduğunu söylüyor. Kayıtlı 62 bin kişi dışındakiler kaçak ve güvencesiz bir şekilde çalışmaya devam ediyor.

Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) hazırladığı bir rapora göre yüzde 75'ten fazlası haftalık yasal sınır olan 45 saatten fazla çalışan Suriyeliler, ortalama olarak da asgari ücretin altında gelir elde ediyor.

Bu nedenle, hem halihazırdaki Suriyeli göçmenler hem de son dönemde Afgan ağırlıklı düzensiz göçlerin artması, kayıt altındaki istihdam için tehdit olarak görülüyor. Mevsimlik işçiler nedeniyle tarımda yıllardır kayıt dışılık sorunu ile uğraşan Türkiye’de, bugün sadece tarım sektöründe değil, ucuz işgücü tercih eden işverenler ve hayatlarını devam ettirmek adına düşük ücretle çalışmayı göze alan göçmenler nedeniyle inşaat, tekstil ve hatta sanayi sektöründe bile kayıtdışılık artıyor.

Öte yandan Türkiye'de, en az bir ortağı Suriye  uyruklu olan 15,159 şirket bulunuyor. 2019'da bu açıklamayı yapan Eski Ticaret Bakanı, bu şirketlerde 10 bin 46 Suriyeli işçinin istihdam edildiğini de söylemişti.

Tam da bu gelişmeler olurken, 2018 yılından itibaren Türkiye ekonomisinin zorlanmaya başladığı bir döneme girdik. Büyüme hızı düşmeye başladı, kişi başına düşen milli gelir azaldı,  işşizlik, özellikle de genç  issizlik, artmaya başladı. Pandemi döneminde mali ve finansal yardımlar bazı kesimlerce yeterli bulunmadı.Tüm sosyal kesimler, ama en çok da artan enflasyon ile gelirleri azalmaya başlayan asgari ücret veya asgari ücrete yakın  düşük gelirlerli kesim, hayat pahallığı karşısında daha çok endişelenmeye başladı.

Bu manzaraya; toplumumuzda yaygın olan, Suriyeli sığınmacıların maddi yardım aldıkları, üniversitelere sınavsız girdikleri, hastanelerden ücretsiz yararlandıkları, ilaca para ödemedikleri ve benzer diğer kolaylıklar dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından daha fazla ekonomik ayrıcalıklar elde ettiği görüşüne, artık misafir değil kalıcı oldukları inancının eşlik ettiğini gördük. Sosyal medyada, haklı veya haksız olduğunu süzmekte bazen zorlandığımız, görüntülenen olayların  bu inancın yaygınlaşmasına yardımcı olduğunu da söylemek zorundayız.

Böylece, sosya-kültürel nedenlerle orta ve üst düzey gelirli grubun zaten çok önceden başlayan tepkilerinin yanına,  daha çok ekonomik nedenler ile alt gelir düzeyindeki vadandaşların tepkisininkatılması ile, ortaya çok endişe verici bir görüntünün çıktığını görüyoruz: “Sıradan Vatandaş Öfkesi”.

Böyle bir öfkenin sonuçlarının sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda çok yıkıcı olabiliceğini tahmin etmek zor değil. Yakın tarihimizde geçmişte yaşanan olaylar da malum. Bu nedenle, gecikmeden ve hiç bir politik kaygıya düşülmeden, siyasi iktidar ve muhalefetin bir araya gelerek, yapıcı ve kalıcı bir mülteci politikası oluşturmasının elzem olduğu kanaatindeyim.

 

Haftanın Fragmanı: Bulmaca

Pazartesi olması nedeniyle mutsuz olmayan kişi kimdir?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Dilaver - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi