Almayalım da ne yapalım abi?

Bilgisayarın başına oturmuş bu hafta yazmaya karar verdiğim Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları ve Türkiye’ nin ulusal kredi notu ileilgili yazının hazırlıklarını yaparken, bir yandan da kulağım televizyonda, Merkez Bankası Başkanının İstanbul Sanayi Odası Başkanı ile birlikte yaptığı açıklamalarda idi. Üyelerden birinin ‘Bankalara 14 faiz oranı ile fonlama yapmanıza rağmen, bankalar bizlere yüzde 35, 40 hatta  üzerinde faiz oranları ile kredi veriyorlar bilginiz var mı?’ şeklindeki sorusuna verdiği yanıt bütün planımı değiştirdi. Alma abi, alma...

Şu satırdan sonra hiç bir şey yazmasam, böyle bıraksam yeter aslında. Böyle söyleyince de sizi duyar gibiyim. “Yazma abi, yazma”. Keşke sizi dinlesem ve yazmasam. Ancak, soruyu soran sanayicinin almıyoruz demesine rağmen, bir çok sanayicinin, faiz bu oranlarda olsa da, kredi almadan faaliyetlerine devam edemeyeceğini bilmelerine, ama iç seslerinin sus konuşma demesine inat, “bu topa girmesek olmaz” diyen iç sesim yaz diyor.

Madem yazacağız o zaman gelin biraz bakalım, gerçekten sanayicimiz kredi almadan hayatlarını sürdürebilir mi?

Ama başlamadan, orda olup tartışmanın geri kalanında söylenenleri dinleyenlerin, hiç olmazsa bir kısmının, sormak isteyipte  soramadığını düşündüğüm sorulardan biri ne olmalıydı, diye bir fikir jimnastiği yapalım. Benim aklıma aşağıdaki soru geliyor.

Sanayiciye ucuz kredi verdik, gittiniz döviz aldınız, stok yaptınız, o yüzden artık ucuz kredi vermeyeceğiz diyorsunuz da, bankalara ‘size 14 ile para veriyoruz, KKM ile bütün yükü Hazine ve biz üstümüze aldık, 17 faiz ile mevduat topluyorsunuz, gidip vatandaşa 40 ile 50 ile tutturabildiğinize kredi veriyorsunuz, niye böyle yapıyorsunuz kardeşim’ diye sormuyorsunuz?

Neden sormuyorlar? Onu da tahmin etmeye çalışalım. Çünkü, zaten bazı banka genel müdürlerimiz açıkladı: Evet karlarımız arttı ama enflasyon da arttı. Biz sermayedarımıza enflasyonun altında kalan özkaynak  karlılık durumunu anlatamayız. Özkaynaklarımız enflasyonun altında büyürse patron üzülür, küser.

Elbette bunları çok daha teknik biçimde bankacılık dilinde açıkladılar ama ben herkes kolay anlasın diye halk dilinde böyle çevirdim. Eksiğim yanlışım varsa düzeltsinler sevinirim.

Başa dönelim, Merkez Bankası Başkanımızın “Alma abi” dediği sanayici “Abimizin” almıyoruz yanıtına, açık söyleyeyim, inanmadım. Bence, hepsi değilse bile bir çoğu,  alıyorlar ve almak zorundalar. Nerden mi biliyoruz? İlk önce İSO’nun kendi araştırmalarından.

Biliyorsunuz her yıl İSO 500 ardından da İSO ikinci (2.) 500 firmaların faaliyet sonuçları açıklanıyor.

İSO ilk 500 firmalarının 2021 yılı faaliyet kar marjı ikinci 500’ün üzerinde. Nedeni ne diye bakıldığında, büyüklerin finansman giderlerinin küçüklere göre daha yüksek olduğu gözüküyor.

Büyüklerin finansman gideri neden daha yüksek peki? Çünkü büyükler küçüklere göre daha kolay borçlanabiliyorlar ve daha çok borçlular. Bunun yanında, CDSlerimiz yükseldiğinde eskisi kadar rahat ve ucuz borçlanamamaktan şikayet etmeye başladılarsa da, YP para borçlulukları da yüksek.

Başka bir tespitte, aynı vergi öncesi kar marjına rağmen büyüklerin aktif ve özkaynak karlılıkları küçüklerin üzerinde gerçekleşmiş. Özetle Sanayi Odası üyesi çoğu büyük ve orta düzeyde KOBİ tanımına giren sanayicilerimizde yoğun bir şekilde dış kaynak kullanıyorlar.

Bu noktada şu hususu hatırlatmam gerekiyor. Türkiye’deki işletmelerin sadece yüzde biri (1) büyük işletme tanımına giriyor. Yani yüzde 99’u  küçük ve orta büyüklükteki işletmeler.

Ayrıca, Türkiye’deki KOBİ’lerin büyük çoğunluğunun, örgütlenme ve yönetim, tedarik, üretim yönetimi, pazarlama yönetimi, ihracat, finansal yönetim, muhasebe yönetimi, insan kaynakları yönetimi, halkla ilişkiler, ar-ge ve karar alma başta olmak üzere;

küçük ölçekli ve dağınık olmalarından dolayı yüksek verimle çalışamamaları,

standartlara uygun üretim yapamadıklarından ihracat potansiyellerinin istenilen seviyede olmaması,

teknik ve sektörel bilgilerinin yetersiz olması ve tüm bu edenlerin bir sonucu olarak rekabet güçlerinin istenilene düzeye ulaşamaması,

kurumsallaşamamaları ve bu yüzden de kaynak temin etmede zorlanmaları, gibi çok ciddi sorunları var.

Ama bütün bunlardan daha önemlisi, Türkiye’de KOBİ’lerinmali yapılarının zayıf ve özkaynaklarının yetersiz olması yanısıra, kredi kullanımı için teminat oluşturmakta zorlanmalarında kaynaklanan finansman sorunu var.

Kabul etmek gerekir ki son 10/15  yılda, KGF’nun da devreye sokulması suretiyle Kosgeb, Eximbank gibi kaynaklardan kullanımlar ile  KOBİ’lerin ticari krediler içerisindeki payı yüzde 20’lerin üzerine çıkmıştır. Ancak bu oran KOBİ’lerin toplam işletmeler içindeki payı bizden az olan gelişmiş ülkelerde yüzde 50’lere ulaşdığını da hatırlatmak isterim.

Bu rakamlara ulaşılmasında Kamu Bankalarının çok büyük bir payı olduğu muhakkak. Ancak Kamu Bankalarının da kaynaklarının sınırlı olduğu ve bu yönde daha fazla zorlanmalarının sadece Kamu Bankaları için değil tüm sektör için sistematik bir risk oluşturabileceği unutulmamalıdır.

Aslında bu sorunun en önemli nedenlerinden biri, Türkiye’de finansal sektörün içerisinde Bankalacılık sektörünün payının  yüzde 85’in üzerinde olmasıdır. Elbette son yıllarda, faktöring, leasing gibi banka dışı finans kurumlarının finansman imkanlarının arttırılması çabaları yanında, sermaye piyasalarının derinleştirilmesi için bir çok yasal düzenleme sonucu, halka arz, tahvil ihraçları gibi araçların da finansman için kullanılmaya  başlandığını inkar edemeyiz. Ama bu durum KOBİlerimizin finasmana halen çoğunlukla Banka kredileri yoluyla ulaşmak zorunda oldukları gerçeğini değiştirmemektedir.

O yüzden asıl şaşırtıcı olan;

tedarik zincirlerindeki global sorunlara,

Türk Lirasının alınan bütün önlemlere rağmen önlenemeyen değer kaybına,

yükselen enflasyon ile birlikte enflasyonun artacağı yönündeki beklentilere

ve bütün bu şartlarda bile üreterek, ihraç ederek büyümeye en büyük katkı veren sanayicilerin, işlerine devam edebilmek ve büyütmek adına ister alacak, ister stok finansmanı için olsun,

Banka kredilerine muhtaç olmalarına rağmen, “Alma abi, alma” diyen değerli başkanımıza,

“Almayalım da ne yapalım abi” diye soramamaları değil mi sizce de?

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Dilaver - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

01

izmitli41 - Sanayicilerin hiç sızlanmaya hakları yok şimdiye kadar kimi desteklediler şimdimi akılları başlarına gelmiş bu halk fakirleştikçe sanayicilerin fakirleştiğini duydunuzmu duymazsınız önümüzdeki seçimde göreceğiz kimin kimi desteklediğini

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 03 Ağustos 13:05


Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi