Çaresizlik!

17 Ağustos depremini anlattığım Babamla Ben isimli kitabımda çocuğun babasına söyledikleri şöyledir:

“Baba! Küçük Prens var ya. Ondan ne isterdim biliyor musun? Bir yolunu bulsa ve yerin altına girse; biz ona dağlardan taş taşısak, toprak taşısak. O da yerin altına o taşları, toprakları yerleştirse, yerin altında küçücük bir boşluk bile kalmasa. Ama dur! İşimiz bitmedi. Bir de gaz meselesi var. Küçük Prens’e binlerce metrelik hortumlar bulsak. O hortumlarla yerin altındaki gazları dışarı çıkarsa Küçük Prens. Ne güzel değil mi? Bir daha hiç deprem olmaz.”

Bu cümle ne zaman aklıma gelse hüzünlenirim.

Ve hüzünden daha acı bir olgu da beni boğar:

Çaresizlik…

Herhalde insanlık için taşıması en zor duygudur çaresizlik…

İşte dün sabah doğru ev sallanırken yaşadığım da çaresizlikti.

Deprem oluyor…

Ev sallanıyor…

Ev yıkılacak mı?

Bilemiyoruz.

***

Bu ülkeye dair hayallerim var elbet…

Örneğin, bu ülkedeki vatandaşların tamamının, 7 buçuk şiddetindeki bir depremde dahi kaygısız bir şekilde oturacakları evlerde yaşamasını arzu ediyorum.

Zor mu?

Elbette!

Fakat imkansız değil.

Bunu başarmış ülkeler var mı?

Öyle çok ki… 

İşin acı yanı şu:

Türkiye, dünyanın depreme en dayanıksız ülkelerinden biri…

Ve birçok kentimiz fay hattı üzerinde olmasına rağmen hala bir bebek gibi emekliyoruz. Yol alamıyoruz.

Çünkü devlet tüm yükü yoksul vatandaşının sırtına yüklemiş durumda.

İşte bu noktada, o kelime yeniden aklıma geliyor:

Çaresizlik…

***

Hadi, depreme dayanıksız iki göz odasında oturan bir vatandaşa deyin ki:

“Evin depreme dayanıksız, buradan taşın!”

Oysaki adam dolabına bakıyor, sabahında yiyeceği iki dilim ekmek var mı diye…

Yoksulları geçin…

Bir dönem orta halli olan fakat ülkenin bu berbat ekonomisinde her geçen gün daha da fakirleşen bir adama deyin:

“Evin depreme dayanıksız, buradan taşın!”

Nasıl olacak?

Nasıl taşınacak?

***

Tuhaf bir ülke burası…

Kötü yönetilen bir ülke burası…

Bir yandan iki yılda bir çıkan imar barışları ile kaçağa göçeğe kılıf uydurulur; diğer yandan söz konusu imar değişikliği olunca kılı kırk yararlar.

Derler ki vatandaşa:

“Üç kat evini yık, üç kat dik…”

İyi de!

Demirini betonunu sen ver o zaman!

***

Ve de kiralar…

Bir yılda yüzde 300 artmış…

Emlakçılarda kiralık ev yok…

Yaprak kımıldamıyor.

Hadi, bu ortamda güvenli bir ev bulup oturun.

***

Türkiye her depremde hangi duyguyu yaşıyor, biliyor musunuz?

Çaresizlik…

Sadece bu…

 

………………….

 

Yalnızca o

öğretmenlerin

gününü kutlarım

 

BEN şanslıyım!

Benim öğretmenlerim hem cumhuriyetçi, hep Atatürkçüydü…

Aydınlanmadan, çağdaşlaşmadan, devrimlerden yanaydılar. 

Köy enstitülerinin;

Öğretmen okullarının ilerlemecilik bayrağını gururla taşıyorlardı.

Bundandır şanslı hissederim kendimi…

Çünkü onların bana yükledikleri aydınlıkla yürüyorum.

Ve bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü…

Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş ve aydınlık tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlarım.

Sadece onların…

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mevlüt Soysal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi