Cumhuriyet fikri yaşıyor mu?

Son yazımda Cumhuriyet’in öğretmenlere dair tasavvurunu yazmıştım. Öğretmenler Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonlarıdır, kolon kesilirse haliyle Cumhuriyet çöker demeye getirmiştim… Cumhuriyet’in çökmesi devletin çökmesi değildir, devlet yaşar. O devlete hükümet de bulunur elbet fakat çöken şey ‘cumhuriyet’ fikrinin ‘politik bir fikir’ olarak çökmesidir. Cumhuriyetin temeli yurttaşların eşitliği, yasa önünde hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin farklılıklarına ‘kör’ bir yasa devleti inşa etmektir. Cumhuriyet eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşıdır. Yeni nesilleri ve kuşağı öğretmenler yetiştirir, cumhuriyeti bir politik fikir olarak ilk eğitim ve öğretimle alır yurttaş. İşte bana göre burada artık bir aksama, hatta kopuş var.

12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen darbe ile inşa edilen yeni düzende Yeni Türkiye’nin ekonomik düzeni ‘altta kalanın canı çıksın’, ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’, ‘sanane, elalemin enayisi misin sen?’ türünden kalıp cümlelerle ifade edebileceğimiz başka bir anlayış getirdi. Yeni ekonomik düzen demek az şey değildir, yeni ahlak demektir. Bu anlayışa göre ekonominin ‘ahlakı’ yoktu, önemli olan ‘bir’ şekilde öne geçmek, ezmek, yükselmek ve kazanmaktı. Ahlaksızlık ekonominin tek kuralıydı. Kamu yararı ve kamuculuk, esaslı bir şekilde ifade edebileceksek ‘halkçılık’ düzenden silinecekti. Öğretmenler de bundan nasibini alacaktı çünkü Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” Düzen öğretmene eskisi gibi bakmayacak, onu başköşeden alıp aşağı doğru itecekti. Öğretmen kâr üretmiyorsa ancak bir masraftı.

Yeni öğretmen tipi

İşte o günden bugüne devam eden bir hat var, bu hat öğretmenlerin ekonomik anlamda dik durmasının ne anlama geldiğini idrak edebilmiş değil. Ekonomik anlamda dik duramayan öğretmenin, dik başlı, cesur ve hakları için yaşayan öğrenci yetiştirmesini bekleyebilir misiniz? Kendini besleyemeyen öğretmenin gürbüz çocuklar yetiştirmesini bekleyebilir misiniz? 1980 sonrasında öğretmenin ‘politik’ amacı sadece düzene yeni işçi kazandırmak ve bunun ötesinde hiçbir şeye karışmasını beklememektir. Zaten öğretmen de bir şekilde yolunu bulmakla zorunlu olan herhangi bir mesleği icra ettiğini düşündüğünden artık kendisini bir misyon taşıyıcısı olarak değil, piyasada ekmek bulmakla yükümlü alelade bir çalışan olarak görmektedir. Öğretmenlerin içinde bulunduğu hâl budur. Üstelik öğretmenler bilinçli şekilde kaç parçaya bölünmüştür? Devlet memuru öğretmeni, özel okul öğretmeni. Devlet okulunda, ücretli, sözleşmeli, kadrolu çalışan öğretmenler. Hatta uzman ve başöğretmenlik. Özel okulda ise ücretli, kadrolu ve dönemsel çalışan öğretmenler… Bu öğretmenlik türlerinin hepsi birbirinden farklı ücret, hak ve imkânlara sahipler. İmtiyaz kazanan her öğretmen ‘altta kalanın canı çıksın’ düzenine katılıp ardına dahi bakmıyor, bu yüzden öğretmenleri bölmek ve birbirine kırdırmak çok avantajlı, birleşseler birçok şeyi değiştirebilecek öğretmenler birbiriyle didişiyor. Düzeni değiştirmek için değil, daha imtiyazlı olmak için…

Ve başka adeta bir dünya olan özel okullarda neler olduğuna dair fikriniz var mı mesela? Özel okul öğretmenlerinin maruz kaldığı aşağılanma ve mobbingden haberiniz var mı? Hiçbirisi sürpriz değil, eğitim sistemini kâr hırsıyla birleştirirseniz öğrenciler tüketici, öğretmenler işçi ve okullar da ticarethaneye döner. Ticarethaneye dönen okullarda eğitim değil ticaret yapılır. Bugün özel okul öğretmenlerinin hamile kalması dahi okulun yıllık planındaki kâr dengesi gözetilerek ayarlanmaya çalışılır, dünyanın en doğal şeyi olan doğum bugün politik bir mücadele meselesidir. Taban maaş meselesi özel okul öğretmeni için politik bir mücadeledir, insan yerine koyulmak politik bir mücadeledir. Aşağılanmamak, öğretmen sayılmak politik bir mücadeledir.

Cumhuriyeti ancak öğretmenler yaşatır

Cumhuriyet bir politik fikir olarak yaşayacaksa bu öğretmenlerin tekrar başköşeye konulması ve uzun süreli eğitim programlarıyla olacaktır. Yoksa eşitsizliğin derinleştiği, herkesin birbirini doğal düşman gördüğü ve ‘yiyenin akıllı, yemeyenin keriz’ olarak gördüğü düzen kalıcılaşacaktır.

Herkesin şu an hayatta olmasa bile annesi ve babası olduğu gibi, öğretmeni de vardır. Hepimizin kahramanı olan öğretmenler vardır, her şeye ve düzene rağmen pes etmeyen öğretmenler hep olacaktır. Bugün biraz eşitliğe inancımız varsa o pes etmeyen öğretmenler sayesinde vardır… Yeniden eşit ve halkçı bir düzen kurulacaksa öğretmenler burada en önemli kolonlardır, onlarsız hiçbir şey inşa edemezsiniz. Bunu bilen Gazi, “Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim” sözünü söylemişti, ne diyeyim bilge adam!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emirhan Akman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yerel seçimlerde Derince'de kime oy vereceksiniz?
Tüm anketler