“İzmit Lisesi ve bir başka öğretmen: Halil Tanrıseven”

İnsan bazen düşünüyor “ben” demek kim? Ben dediğimde tarihe karşı bir iddiada bulunuyorum, basit değil; varım ve buradayım! Tarihin nesnesi değil, öznesiyim. Tabii bu bir cümle ve ses değil, tavır olduğunda geçerlidir. Her “ben” diyen gerçekten var olamaz, var olmak bir mücadeledir. Var olmak olmuş bitmiş bir şey değildir, mücadeledir. Ben var olmak isteyen biriyim, kimselerden bir kimse değil de ‘biri’; müstakil, dik başlı ve dizginlenemez olmak isterim. Yerimi kendim seçmek isterim, ben; ben olanım demenin özgürleştirici keyfini arzularım. Ben arzulayanım, pasifliği, edilgenliği reddeden olmak isterim. Ben baştan aşağı reddeden olmayı tercih ederim, hayır demeyi onur sayarım. Bu özelliklerin bir kısmı fıtrat dediğimiz kişiliğin ‘öz’ünde barınıyor olabilir ama yine de önemli bir kısmı sınıfsal, kültürel konumunuzla ilgilidir.

Böyle bakınca oldukça estetik ve entelektüel derinliği olan cümleler gibi görünen bu cümleleri kurma cesaretini ilk ne zaman edindim? Asıl peşinde olduğum soru bu. Ben ne zaman kendimi keşfettim? Ben ne zaman kimselerden bir kimse değil de, en azından ‘biri’ oldum? Ne zaman binlerce insan içinde ‘bir’ olabildim?

İzmit Lisesi

Bu sorunun yanıtı ise bir öğretmenle ilgili, hatta belki de onun pek farkında olmadığı bir anla… İzmit Lisesi mezunuyum. Sınıfta kalmış, lisede bir öğrencinin her ne yapmaması gerekiyorsa ısrarla yapmış birisiydim. Defter, kitap götürmezdim. Beden dersini bir iktidar mücadelesi olarak görür, beden kıyafetlerini götürmezdim. Resmi törenlere renkli ayakkabılarla gitmek isterdim, olabildiğince sakallarımı kesmemeye çalışırdım. Fıtratımda küstahlıkla birlikte ve itiraz tavrı vardı, bu reddedilemez bir fıtrat peki ama nasıl kullanılacaktı? Matematik dersim her dersim kadar kötüydü ama özel nefretimi kazanmış bir dersti.

Halil Tanrıseven

İşte Halil Tanrıseven benim için bir nefret objesi olan matematik dersinin hocasıydı. Yok, ben size bir hocam oldu ve matematikten nefret ederken matematik öğretmeni oldum ya da mühendislik bitirdim hikâyesi anlatmayacağım. Matematiğimde pek bir ilerleme olmadı ama Halil hoca farklı biriydi. Bir matematik hocasıydı fakat kitap okurdu. Bir memurdu ama kitap okurdu, bilerek isteyerek ders aralarında elinde kitapla dolaşırdı öğrencileri arasında. Kitap okumak maaşını artırmayacaktı, okumasa da olurdu ama Halil hoca okurdu. Ağzı bozuktu, her öğrencisine karşı değil. En çok sevdiğine, en çok söverdi. En nadide küfürleri sevdiği öğrencileriyle paylaşırdı, cömertti. Öğrencilerine kendi alanından bakmazdı, yani mesela matematikte iyi olanı ödüllendirmezdi başka şeyler arardı öğrencilerinde. Şimdi düşünüyorum da bir nevi suyu arayan adamdı, işi sondaj yapmaktı. Binlerce öğrenci içinde, yani kocaman bir arazide bir nokta bulacak ve oradan su fışkıracaktı. Suyu arayan adam o’dur işte, umut eden. Umut ederken yeni insanı yaratmak isteyen, bir dokunuşla başka bir yürüyüş başlatan… Halil hoca bu yüzden özeldi, hâlâ da özeldir. Bir gün dersime girmemesine rağmen haylazlıktan olacak, ona sataşmıştım. Elinde kitap vardı, popüler bir konuydu belki de masonluk vs. türünden bir şeylerin tarihini okuyordu. Bana anlatmaya başladı, ben sordum, anlatmaya devam etti. Teneffüs bitmişti, derse gitmem gerekiyordu. Hatırlıyorum coğrafya dersiydi, beni derse göndermedi. Kibarca kapıyı çaldı, kaldı ki Halil hoca nadir kibar olurdu, “hocam Emirhan 10 dakika kadar benimle, teşekkürler”. Benim hikâyemin başlangıcı budur, belki de ailem dışında biri tarafından önemsenmek. Bir 10 dakika ayrılmak mesela, demek herkesten biraz farklı olabilirim, demek Halil hoca beni seçti… İşte ben olmanın ilk farkındalık hali. Ondan sonra Halil hocayla çok konuştuk, o belki de o zaman farkında bile değildi ama kütüphaneye gidip gelmeye onun sayesinde başlamıştım. Bir kalem alıp, onun gibi satır altını çizmeye özenmiştim. Hâlâ da öyle okurum, kalemsiz iş yapamam. Halil hoca sonra benim derslerime de girdi. Sınıfta bizi önemserdi, adam yerine koyardı. Sözüne inanan için ölürdü, inanmayan içinse kılını hiçbir zaman kıpırdatmadı. İşte böyle, Halil hoca bana ailem dışında ilk dokunan kişidir ve bir öğretmendir, tam manasıyla öğretmen. Bir gün, dışarıda bir bankta otururken bana şöyle söylemişti, “En son ne zaman tek başına bir şeyler yaptın? Yanında birisi olmadan, kimseye haber vermeden? Yalnız, sadece kendi başına…” Bu cümleyi ilk duyduğumda anlamını anlamamıştım, sonra yıllarca yankılandığı kulağımda. Bu bizim gibi bir toplumda ‘ben’ olabilmenin, ‘ben’ diyebilmenin ilk şartı olan yalnızlığa hazırlığın ilk şartıydı. Hür olabilmek için bazen ‘yalnız’ kalmayı da göze alabilmek… Anlatacak çok şey var kesmek zorundayım, 24 Kasım yaklaşıyor. Buket Uzuner’in sözü kulaklarınızda çınlasın isterim, “Dünyadaki en büyük mucize çok gençken iyi bir öğretmene rastlamaktır.” Ben şanslıydım, gençken öyle bir öğretmene denk geldim. Hatta şimdi bir öğretmenle evliyim, aşık olduğum sevgili eşim Merve bir edebiyat öğretmeni…

Halil hoca özel biriydi, özel öğrenciler yetiştirirdi. Onlardan biri olmak benim için her zaman gurur vesilesidir, bana ettiği her küfür için ona binlerce kez teşekkür ederim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emirhan Akman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

06

Ilkerph - kendisi benimde hocamdır..öğretmenliği kadar insanlığıda tartışılmaz..

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 17 Kasım 22:31
05

Cigdem - Eline emeğine sağlık keşke benim dönemine de denk gelseydi bahsettiğin özel öğretmen ve de O nun gibi … olabilmek dileğiyle

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 17 Kasım 19:47
01

Kartepe - Bir Öğrencinin bir Öğretmene Vefası ve aynı zamanda takdiri. Öğrencisinde iz bıraktığı için kutlarım o ÖĞRETMENİ.

Yanıtla . 8Beğen . 0Beğenme 17 Kasım 10:28


Anket Yasa geliyor! Sahipsiz köpekler uyutulmalı mı?