“Ayaklarıyla da düşünebilir insan”

“şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin”

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin”

ismet özel üç frenk havası.

Bugün yürümek hala bedavayken yürüdüm, ayaklarımla düşünmeyi istedim. Ofis, kara camlarla çevrilmiş klimalı bir oda; terlemek yok, bilgisayara haberler bir bir düşüyor. Konfor içindeyim ve şehir ben olmadan da yaşıyor, ofiste bir hayat yok. Adeta steril bir laboratuvar ortamındayım halbuki bu şehirle birlikte nefes almak istiyorum. Haber almak değil, şehre katılarak haberin kendisi olmak istiyorum.

Dışarıdayım, ah ne çok ben gibi dışarı çıkan İzmitli var? Herkes ofisinden bunalmış, evinden kovulmuş; herkes mekânını terk eyleyip şehre katılmaya karar vermiş. İşte yürüyorum, tempolu bir iki, bir iki. Artık onlardan biriyim, seyrediyorum ve seyrediliyorum. Eski Valiliğin oraya geldim, meydan ne uçsuz bucaksız ama! Yine bir etkinlik var, var ki bir çadır kuruluyor yine. İşte Kahve Dünyası orada, insanlar saksılar gibi balkona dizilmişler, sıcak onları yormuş, muhabbetin harareti buradan görünüyor. Bir çift sevgili, yalnız bir adam, hamile bir kadın ve yaşlı bir çift daha… İşten yeni çıkmış bir beyaz yakalı da orada! Tüm gününü henüz patronuna satmış, bezgin beyaz yakalı. Şimdi onun vakti. Kafeler sokağı arı kovanı gibi vızıldıyor, turluyorum o iki sokağı. Ne o sokakların ismi sanırım bilmiyor olmalısınız? Kahve Dünyası’nın hemen yanından yukarı doğru çıkarsanız Cebesoy Sokak, onun arkası yine kafeler sokağı ise Rauf Orbay. Kurtuluş kahramanlarının arasında turluyorum. Bekleyen insanlar var, bulmuşlar var, arayanlar var. Şehre meydanlarda, kafelerde katılmak en iyi yoldur, birbirimizi oralarda bütünleriz. Yoğun şehir hayatı içinde kafeler yetişkinler için lunaparklardır. Zaman hızlı geçer oralarda, işte herkes sırasını bekliyor yeterli masa yok, sıra ona gelecek ve o da sırası geldiğinde şehirden nasiplenecek.

Ulugazi İlkokulu karşılayacak birazdan beni, yürüyüş yoluna doğru çıkacağım. Cebesoy Sokak’tayım, sol yanımda Dripper House var tabelası sarı, bu sokağın tek bekçisi o! Esnaf sabırdan ibarettir, balık tutanlara bekletirim esnafın bekleyişini… Müşterisini bekler o da, sabırla, inatla. Her kafecinin oltası başkadır. Kimi üniversiteliyi ister, kimi beyaz yakayı; kimi ise her ikisini de. Buradan bir kafe sosyolojisi yapabilir miyiz? Elbette mümkün. Kafelerinde patronuna, yerine ve müşteri potansiyeline göre sosyoekonomik analizi yapılabilir. Acaba şu kafeye gidenler hangi partiye oy veriyordur ya da buna ‘gitmeyenler’ neden gitmiyorlar? Hep düşünürüm bunları, elbette ancak yürürsem düşünürüm! Yürümeye devam ediyorum. Yolun sonu Ulugazi’nin önündeki yeni yapılan çocuk parkına çıkıyor. Çocuklar ailelerini teslim almışlar, belki de yetişkinler çocuklarını parka park etmişler diyebiliriz, evet bu daha doğru.

Şehrin bedeli

Kendime dönüyorum. Ben ne yapıyorum? Madem ofisten çıktım, sahafa gideceğim, şehirde başladığım tüm yürüyüşler sahafla bitmeli. Her yol bir sahafa çıkmalı, belki dünden beri yeni kitap gelmiş olabilir? Benim şehre katılma şeklim bu, şehri bu yüzden seviyorum. Belki de kitap yığınları arasında görmediğim başka bir kitap var, ona vakit ayırmam gerekiyor. Bu sevap, hatta farz yahu. Madem ofisten çıktım yolum sahafa düşmeli ya da bu şehir beni sahafa düşürmeli. Çişim geliyor ayrıca, yürürken bunlar da olabiliyor. Şehre katılmanın bir bedeli bu, oraya buraya işeyemeyiz değil mi? Çişim geldi. 4 liraya aldığım suyu, 3 lira vererek umumi bir helada bırakıyorum… Şimdi aklımdaki tüm sorular yerini tek bir soruya bıraktı: 1 lira kârda mıyım, değil miyim? 4 liraya çişimi getirdim, 3 çişimi götürdüm… Ekonomik hesapları buradan başlatıyoruz artık. Yakında işemek bizi tamamen zarar ettiren bir şey olacak, e o zaman kim zararına işer ki? İşte şehrin bedellerinden birisi bu.

Hakkımı Savunacağım!

İşemenin ekonomik hesabından sonra, sahafa gelmek üzereyim. Endüstri Meslek Lisesi’nin arka yolundan Melal Sahaf’a ulaşmak tüm amacım. Kâğıt toplayıcıları her yerdeler, şehri arıtıp dönüştürmeye devam ediyorlar. Polislerle göz göze geliyorum, kara sakalım bir GBT yaptırmayı hak ediyor, bu da onların görevi; evet buyurun memur bey… Dediğim gibi ya işemek bizi zarar sokan bir şey haline gelirse, aradaki 1 liralık fark kapanırsa? Aklım orayı bir türlü salmıyor… En azından diyorum; en azından bu şehirde rahatça helaya gitme hakkımız olmalı.

Şehir bu işte, ofisten çıkıp İzmit’in nefes alışverişini böyle gördüm, belki başka bir gün başka bir tarafa doğru yürür, ayaklarımla orayı yazarım. Ayak bu nereye götüreceği belli olmaz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emirhan Akman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Anket Halka soruyoruz: Kocaeli'nin en büyük sorunu nedir?
Tüm anketler