İKİ KERE İKİ DÖRT EDER…

6 yıla yakın bir süre, Londra’nın güneyinde, büyükşehir sınırları içinde en büyük ticaret merkezlerinden biri ve yerleşim alanı olan Croydon’ un doğusunda, bahçeli bir evde yaşadım. Bahçesinde sincapların eksik olmadığı, sokağında sıklıkla tilkilerin dolandığı bu sakin muhitte yaşarken yan komşularımız ile her sabah nezaketle selamlaşır, yaz aylarında nadir yakaladığımız güzel havalarda bahçeden bahçeye kısa sohbetler ederdik. Ama komşularımızın aslında kim olduklarını ve özel hayatlarını hiç bilmezdik.

Genel seçimler yaklaştığı zaman, yan komşumuzun bahçesine milletvekili adayı tabelası çakıldığında, 4 yıldır yan yana yaşadığım komşumun, milletvekili olduğunu öğrendiğimde yaşadığım şaşkınlığı hiç unutamıyorum.

Türkiye’de milletvekillerinin ayrı lojmanları olduğu dönemleri bilen bizler için pek alışıldık olmayan bu durum, gelişmiş batı demokrasilerinde çok doğalmış meğer. Bu ülkelerin vatandaşları için demokrasi, sadece her seçim döneminde oy vermekten ibaret olmadığını,

Demokrasinin;

Vatandaş olarak haklarını siyasi partiler aracı yerine, farklı alanlarda oluşturdukları sivil toplum örgütleri (STK) ile arayan bir yapı,

Güçlü ve organize sivil toplum örgütlerinin, siyasi partiler kadar, hatta onlardan bile güçlü ve önemli olduğunu ilk o zaman kavradım.

Oysa bizim toplumumuzda önemli olan ise kamu ve onun gücüdür. Kamuda görevli yöneticiler önemli kişilerdir. Sivil toplum örgütleri (STK), belki de “örgüt” kelimesine yüklenen olumsuz anlam yüzündün, çok sayıda insana ulaşmakta zorlanır. İş hayatında, sosyal ve toplumsal yaşamda başarılı insanların bu yapılarda görev almalarına bile şaşırırız çoğu zaman. Duyduğumuzda “işin mi yok” “ne işin var” “oradan bir şey olmaz” alışıldık cümlelerdir yakınlarımızdan duyduğumuz. Üstelik bir kamu kurumunda çalışıyorsan, amacı ne olursa olsun, hele bir de muhalif olarak nitelendirilmiş ise, bir sivil toplum örgütünde görev almak cesaret ister.

Bunların cümlesini aslında basit bir itirafta bulunmak için yazdım. Ben de 32 yıl kamuda görev yaptığım için bu cesareti gösteremeyenlerdenim. Meslek hayatım boyunca hiçbir sivil toplum örgütüne üye olmadım, bir görev almadım. Mazeretim de hazırdı: Zamanım yoktu…

Halen bir STK üyesi değilim. Ama, hiç olmazsa bir başlangıç yapıp, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Kocaeli Şubesinin (ÇYDD) 11 yıldır devam eden mentorluk programına mentor olarak katıldım geçen yıl.

Bu programın benzerleri, bildiğim kadarı ile başka kurumlar ve üniversitelerde de var. Program temel olarak, üniversite öğrencilerine yönelik bir çeşit eğitime destek projesi,

Proje; iş hayatının farklı alanlarında kariyer yapmış gönüllü mentorların, genellikle üniversite hayatının sonuna yaklaşıp iş hayatına atılacak öğrencilere (menti) bu program kapsamında koçluk yaparak, başlayacakları kariyer yolculuklarına daha güvenli ve bilinçli bir başlangıç yapmalarını sağlanmasını hedefliyor. Aslında bu süreç karşılıklı bir öğrenme ilişkisidir aynı zamanda.

Bazıları bu tür programlara, koçluk, mentorluk kavramlarına inanmıyor. Çok ticari hale geldiğini, sıradanlaştığını söylüyor. Haklı yönleri olabilir, ama “sui misal emsal olmaz.” diyerek, 32 yılı aşkın bankacılık ve yöneticilik deneyiyle katıldım bu projeye, O günden beri de gerçekten öğrenmeye devam ediyorum. En azından genç insanları anlamama, eğitim sistemine bakış açımı geliştirmeye yarıyor.

Geçen yıl Kocaeli üniversitesinden bir öğrenciye mentor olmuştum. Bu yıl vites yükselttim ve iki öğrenciye mentorluk yapmaya çalışıyorum.

Karşılıklı öğrenme süreci olan bu programda çalışırken bakın neler öğrendim?..

Üniversitelere çoğunlukla sadece bir eğitim kurumu olarak bakıldığını, öğretimin, sosyal yaşamın, hayata hazırlanmanın eksik bırakılmaya devam edildiğini,

Liselerden üniversiteye, üniversitelerden iş yaşamına geçerken, bu gençlerin çok yalnız bırakıldığını, eğitim eşitliğinin halen sözde bir kavram olduğunu, ekonomik ve sosyal imkanları sınırlı ailelerin çocuklarının yine en az eşit olduklarını, öğrendim.

Televizyonlarda, yazılı basında, sosyal medyada abartılıyor dediğimiz, barınma ve yeme içme gibi basit ihtiyaçlarını karşılamakta öğrencilerin gerçekten zorlandığını,

Üniversiteleri, güzel binalar yapmak olduğunu zannettiğimizi, içlerine yaptığımız sosyal donatıların öğrencilerin tamamı tarafından eşit ve uygun şekilde faydalanamadıklarını, bazı yerleşkelerde bu imkanların hiç bulunmadığını,

Birçok üniversite öğrencisinin okullarını bitirdikten sonra kendi alanlarında iş bulma ümitlerinin olmadığına, bir iş bulursak şanslıyız modunda günlerini geçirmek zorunda kaldıklarını, öğrendim.

Bunları öğrenmiş olmak seni şaşırttı mı, diye soruyorsanız eğer?

Bu soruya yanıt vermeden önce gelin hep birlikte OECD’nin hazırladığı “ 2023 Eğitime Bakış Raporu’na “bir göz atalım:

Bu oranı son yıllarda düşürmüş olmamıza rağmen, OECD’de 25–34 yaş aralığında olup da lise bitirmemiş olanların oranı %14 iken ülkemizde halen %33 olması, yani sınıf geçmenin bu kadar olduğu bir eğitim sisteminde bile 3 öğrenciden birinin liseyi bitiremediğini anlıyoruz.

OECD’de liseden sonra eğitime devam edenlerin %76’si dört yıllık lisans programlarına giderken, ülkemizde bu oran %49’da kalıyor.

Lise seviyesinde OECD ülkeleri öğrenci başına ortalama 12.312 dolar harcıyor iken, ülkemiz 5.109 dolar harcıyor, Daha da önemlisi; öğrenci başına harcama OECD’de GSMH’nin %27’si seviyesinde iken, ülkemizde sadece %19 seviyesinde.

25–34 yaş arasındaki işsizlik oranı OECD’de lisans mezunları için %5, mesleki eğitim mezunları için ise %6,5. Bu oranlar ülkemizde %12,5 ve %9,8. 

O zaman sorunuzun yanıtını vereyim.

Şaşırmadım…

Çünkü: iki kere iki her zaman dört eder.

Öyleyse ne yapalım diyorsanız?

Tom Peter’ın söylediği gibi; İşleriniz iyi gidiyorsa eğitim bütçenizi iki katına, kötü gidiyorsa dört katına çıkarın... 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Dilaver - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

01

Kadir Bellikan - Kaleminize sağlık tüm duygularınız bizide kapsıyor bizlerde kamu çalışanı olarak aynı duyguları yaşadık ve bir üniversite öğrencisi ailesi olarak tüm yazdıklarınız gerçeği yansıtıyor .Yolunuz açık olsun başarılar dilerim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 08 Aralık 16:11


Anket Halka soruyoruz: Kocaeli'nin en büyük sorunu nedir?
Tüm anketler