Hz. Peygamber nasıl bir insandı?

Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.” -Duhâ, 3

 

Hatırlıyorum da Hz. Muhammed’e nasıl bakıyordum? Bir mucize, bir kutsallık ama çok az insandı gözümde… Korku, ardından gelen bastırışlar. Soru sormaya cesaret edenlerin sonsuz korkutulması, sinmek ya da ilerlemek. Peki ama bu onun suçu muydu? Sonradan anladım değildi…

Hz. Peygamber’i bir mucize olarak gördüğünüzde ‘onun’ insanlığı bir kenara bırakıyorsunuz. Bir mucizeyi sevemezsiniz, bir mucizeyi ancak mucize kabul eder ve itaat edersiniz. Kutsalı sevemezsiniz ancak korkarsınız. Mucize gölgeler, bulutlar, örtüler yaratır ardında yatan insanı göremezseniz o insanı sevemezsiniz. Evet, peygamberler kutsallık halesi altındadırlar, iman edenler için şüphesiz bir gerçektir bu. Ben de böyle kabul ediyorum ama peki bu insanların hiç düştüğü, üzüldüğü, yorulduğu olmamış mıydı? İşte bu soru mucizeyi değil insanı çağırır, korkuyu değil sevgiyi getirir. Hz. Muhammed’e duyduğum canımla, kanımla sevgimin altında bu yatıyor. Onun mucizeleri değil; yorgunlukları, mutsuzlukları, yakarmaları ve üzüntüleri…

Hz. Muhammed Allah’ın son elçisi, yeryüzüne mührünü vurdu ve sonsuza dek böyle olacak. Peki ama Allah’ın son elçisinin hiç iç çekmeleri, özlemleri, istekleri yok muydu? Hiç çocuk olmadı mı, bir babanın ve bir annenin evladı değil miydi? Bakın işte onun da bir annesi ve babası vardı, evet ama nasıl?

Benim annem ve babam sağ, bir gün göremeyeceğim düşüncesi bile beni derinden üzüyor, anneannem ve dedem de sağ… Bir gün ölecekler diye içim titriyor.

resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim,
resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.”

-resulullahla benim aramdaki farklar, ah muhsin ünlü

Halbuki Allah’ın son elçisi babasını hiç göremedi. Arap toplumu gibi babanın ve erkeğin güçlü olduğu toplumda henüz o doğmadan babası vefat etmişti… Hz. Peygamber babasızdı. Evet Allah’ı vardı ama babası yoktu. Babasının bir kere gözüne bakamadı, bir kez onunla yan yana yürüyemedi…  Babalar çağında, kötülükler çağında babasızdı. Sokakta kavga etse koşacağı bir babası hiç olmadı mesela… Annesi vardı fakat o da uzun süre onunla kalamadı, 6 yaşında da çok sevdiği annesini kaybetti. Önce yetimdi, sonra öksüz… İmam Maturidi’nin Te’vîlâtü’l-Kur’an’da aktardığına göre Hz. Peygamber şöyle bir temennide bulunmuş…

“Keşke anne babamın ölüm sonrası hayatta ne yaptıklarını bilsem!

Keşke, keşke… Allah’ın elçisi annesi ve babasının akıbetini merak ediyor, merak ve endişe duyan bir insan diyor ki: “keşke…” İnsandı, şüphesiz bir insan lakin insanların en güzeliydi, Allah’ın temennilerine cevap verdiği bir insan…

Annesi ve babasından sonra, Hz. Peygamber dedesiyle kalmıştı, o da uzun sürmedi 8 yaşına geldiğinde dedesi de gidecekti… Yetim, öksüz ve köksüzdü… Karanlığın içinde bir ışıktı fakat yalnız, bir başına bir ışık. Kutsalla müjdelenmiş bir ışıktı fakat herkesin annesi babası varken onun yoktu, dedesi yoktu... Hani derler ya, “başlangıçta ışık vardı”, Hz. Peygamber için başlangıçta sadece “yalnızlık” vardı.

Müjdeyle müjdelenen

Ve müjdeyle müjdelenenmiş kişinin vahyi aldığı an. Nasıl hayal ediyorsunuz? Hz. Peygamber vahyi aldığında, ‘oh hep beklediğim bir andı’ deyip rahatladığını mı? Müjdeyle müjdelenmiş Hz. Peygamber Hira’daki o anda rahat değildi, yaşadığı olay ağır bir şeydi. Bunu sırtlanmanın ne demek olduğunu anlamış fakat bu yük onu korkutmuştu. Bu ana dönerseniz yükün ne kadar ağır olduğunu anlarsınız çünkü Hz. Peygamber hızlıca evine döndü… Merhaba ben her şeyi çözdüm demedi; korku içinde Hz. Hatice’ye şöyle seslendi: “Beni örtünüz, örtünüz…” Örtündü çünkü dünya ona fazla geldi, korumak istedi kendisini. Biraz rahatlayınca ağzından şu cümleler döküldü, “Kendimden korktum…”  Sırtlandığı yükün idraki henüz tüm bedenini ve aklını ele geçirmemişti, yaşadığı tecrübeyi bir an hayal ederseniz tüyleriniz ürperir. Yıllarca hiç karşılık almadan ibadet ettiğiniz, onu tefekkür ettiğiniz Allah sizi seçiyor… Babasız, annesiz, dedesizsiniz. Temizsiniz, temiz kalmışsınız. Allah sizi seçiyor, yalnızsınız. Şimdiden bakmayın Hz. Peygamberin yaşamının zorluklarının düşünün bir an. Bu inanılmaz bir andı, tam o ana odaklanın… “Oku” dendiğinde “Ben okuma bilirim” demedi; “Ben okuma bilmem dedi” Artık bilecekti, önce korkuyla evine, eşinin yanına koşacak sonra tüm dünyaya meydan okuyacaktı, okumayı da öğrenecekti. Meydan okurken Taif’e de gidecekti mesela, Taif’tekileri ikna etmekti amacı… Taif’tekiler gül değil taşla karşılık verdiler. Hz. Peygamberi taşladılar, nur ayaklarına kadar gelmişti ama onlar onu taşlamayı tercih ettiler. Tarih bazen böyledir, hemen tarihin yanında olursun ama içine giremezsin.

Hz. Peygamber Taif’ten dönüşte şöyle dua etti Allah’a;

Peygamber Efendimiz'in (sas) Taif'deki Duası:

“Allah’ım güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi, insanların nazarında düştüğüm hor ve hakir durumumu ancak sana arz ve şikayet ediyorum.

Ey Merhametlilerin en merhametlisi! Sen zor ve sıkıntılı durumlarda olanların, zulüm altında zayıf düşürülmüş olanların Rabbisin. Benim de Rabbim ancak sensin. Beni kimlerin eline bırakıyorsun? Sen beni; zalim bir düşman eline bırakmaz, onları benim üzerime hâkim kılmazsın.

Ey Rabbim! Benim üzerime çöken bu musibet ve eziyetler, eğer senin bana karşı bir kızgınlığından ve öfkenden dolayı değil ise; çektiğim bunca sıkıntıya hiç aldırış etmem ve hepsine tahammül ederim. Yine de senden bana gelecek bir sığınmaya çok ihtiyacım var. Hem bu dünyada, hem de ahirette, senin o karanlıkları aydınlığa çevirecek nuruna sığınıyorum.

Ey Rabbim! Sen, hoşnut oluncaya kadar senden af diler, tevbe ve istiğfarda bulunurum. Biliyorum ki güç ve kuvvet ancak sendedir.”

 

Bize anlatıldığı gibi devamlı bir mucize mi var? Yoksa Allah’ına tamamen teslim olmuş ve ona ihtiyacı olan bir insan mı? Hz. Peygamber bir insandı, seçilmiş bir insan. Ne zaman zora düşsem onu düşünürüm, ne zaman canım yansa onu anarım. Bilirim ki nur olarak gönderilenin de gönlü kırılmış, o da bazen zora düşmüş. Bu düşünce beni ona daha çok bağlar, beni daha güçlü kılar. Umarım Hz. Peygamberi daha yakından tanıma fırsatımız olur…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emirhan Akman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

05

Eyuphan Ati̇la - Teolojiye metafizik ile değil de, " Dünya ve ahiret hayatı için " muhtaç olan insan penceresinden bakılması gerektiğini çok güzel ifade etmişsiniz. Allah razı olsun. Teşekkürler kardeşim.

Yanıtla . 14Beğen . 0Beğenme 06 Aralık 10:09
04

Nilay - PepAnlatımınızı çok beğendim.Keşke ona ihtiyaç duyulan bu dönemde onu ve hayatını herkes anlayabilse.Kula kul olmak yerine,Yaradanına kul olmayı öğrenmiş olurlardı.sizi tebrik ediyor ve başarılarınızın daim olmasını temenni ediyorum.?

Yanıtla . 12Beğen . 0Beğenme 06 Aralık 10:01
03

Şaban Avci - Selamünaleyküm. Emirhan Bey kardeşim ALLAHU TEALA razı olsun. ALLAHU TEALA bütün çalışmalarınızı ve gayretlerinizi hayırlı eylesin vede hayırlara vesile eylesin. Hayırlı uzun ömürler nasip eylesin. Elleriniz kollarınız dert görmesin. ALLAHU TEALA sizden, ailenizden ve tüm sevdiklerinizden ebeden razı olsun. Allah'a emanet olun. AMİN

Yanıtla . 10Beğen . 0Beğenme 06 Aralık 01:37


Anket Halka soruyoruz: Kocaeli'nin en büyük sorunu nedir?
Tüm anketler