LONDRA NOTLARI-1 (İNSANLAR, TRENLER ve ÇÖP KUTULARI)

İlk uçağa bindiğimde 25 yaşındaydım. Bulunduğumuz hava şartları nedeniyle yolculuk boyunca sürekli sallandığımızdan, “uçak yolculuğu böyle bir şey” diye düşünmüştüm. O yüzden uçuşlarım sırasında “bulunduğumuz yükseklikteki hava koşulları nedeniyle kemerinizi bağlı tutunuz” anonsu duyulduğunda gerilmiyorum. Zaten risk almayı sevmeyen biri olarak uçuş şartları ne olursa olsun uçuş boyunca kemerimi bağlı tutarım.

Uzun zaman sonra Londra’ya uçarken, yol boyuncu yapılan “kemerlerinizi bağlı tutun” anonsuna aldırış etmeden, Afşin Kumcu’ nun “Kübra” isimli son romanını okumaya devam ettim. Müthiş kurgusu ve anlatımındaki akıcılığı ile “Kübra”, 4 saat süren AnodoluJet’in yenilenen uçuş “konforsuzluğunu” da, zayıf ikramını da unutturdu.

Dünyanın en iyi hava yollarından biri olan Türk Hava Yolları’nın, hava yolu taşımacılığında rekabet edebilme adına yeniden yapılandırdığı (sanırım Mart sonunda “AJet” adıyla devam edecek), ucuz ve ekonomik markası “AnadoluJet’i” sevmedim. Uzun yurtdışı uçuşlarda tercih eder miyim, şüpheliyim.

Ancak, söylemeden geçemeyeceğim bir gerçek var. İstanbul, sadece yeni havalimanı ile değil, Sabiha Gökçen hava limanıyla da, uluslararası uçuş noktası olmuş. Bu durumu uçuş istatistiklerine bakarak değil, kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Çünkü, gerek Londra’ya uçuşta gerekse İstanbul’a dönüşte, yolcuların çoğu farklı ülkelerin vatandaşları olan transit yolcularıydı.

Londra’ya 27 yıl boyunca yüzlerce uçuş yapmama rağmen, ilk defa bu uçuşumda “Stansted” hava alanına indim. Havalimanı olarak Londra merkeze uzak ve genellikle düşük ücretli hava taşımacılığı yapan havayollarının kullandığı bu havalimanının küçük olduğunu düşünürdüm. Yanılmışım.

Stansted’den, diğer havalimanlarında olduğu gibi, şehir merkezine giden hızlı bir tren var. Etrafındaki yerleşim alanları diğer hava alanlarına göre daha seyrek. Böyle olunca aklıma acaba İstanbul’da “Atatürk Havalimanı” kapatılmadan İGA kadar büyük olmayan bir başka havalimanı planlanmış olsaydı, daha mı iyi olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım.

Stansted Express ile süren 45 dakikalık yolculuk boyunca ben özlediğim o pastoral manzarayı seyrederken, kadınlara özgü merakı ile insanlara odaklanan eşim Figen; “bu ülkede durgunluk ve pahalılık insanları etkilemiş” diye ilk izlenimlerini paylaştığında, biraz da ilgiliymiş gibi yaparak sordum.

Nerden anladın?

Sonra hemen pişman oldum! Cevabını bildiğim soruyu sormuştum yine. Bir kadın, başka bir şehre başka bir ülkeye gidince ilk neye bakar?

Elbette diğer kadınlar başta olmak üzere insanların giyim ve kuşamına!

Ve o kadar iyi gözlemcilerdir ki, insanların giyim kuşamından değişen koşulları hemen algılarlar. Ve çoğunlukla da yanılmazlar.

Trenden indikten sonra metro ile yenilen London Bridge tren istasyonuna geçip, oradan da evlerinde kalacağımız kadim dostlarımız Akartuna’ların evine gitmek üzere Croydon trenine bindik. 1990’ların sonunda başladıkları, istasyonları, trenleri yenileme çalışmalarında başarılı olduklarına zaten son gelişimde tanıklık etmiştim. Ama halen tek tük de olsa eski trenlerde vardı. Bu sefer eski bir tane bile tren göremedim. İstasyonlar ve trenler yenilenmiş büyümüş. Öyle ki yıllarca işe gider gelirken kullandığım London Bridge istasyonunda nereye gideceğimi karıştırdım.

Beni etkileyen ve gezimiz sırasında hayatımızı kolaylaştıran başka bir değişiklikte; istasyonlar ve trenlerde bedava WiFi hizmetinin kalitesinin çok artmış olmasıydı. Üzülerek söylüyorum, Londra seyahatim boyunca, yaşadığım yer Başiskele’deki tüm servis sağlayıcıların hızlarından daha yüksek kalitede bedava internet hizmeti vardı.

En son 6 yıl önce geldiğim Croydon İstasyonunda trenden inince ilk dikkatimi çeken şey, yeni yapılan dikey konutlar oldu. 2000’li yıllarda belli merkezlerde dikey mimari görürken, konut fiyatlarındaki hızlı yükseliş dikey mimariyi merkezden banliyölere de taşımaya başlamış anlaşılan.

Ellerimizdeki bavullarla yürümemek için asansörü kullandığımızdan istasyonun her zamanki kapısından değil arka kapısından çıkmak zorunda kaldık. İlk dikkatimi çeken daha önce sosyal medyada gördüğüm “Amazon” self servis marketi oldu. İçerde hiç kimsenin çalışmadığı, “amazon app” veya banka kartlarıyla girip tezgahtan alış veriş yaparak çıktığın yeni bir market/mağaza sistemi. Sanırım giderek yaygınlaşacak ve biz bu insansız marketleri daha çok göreceğiz.

Seyahatin geri kalan kısmında bir çok zincir markette ödeme noktalarının da artarak self servis alanlarına dönüştüğünü, kalabalık yerlerde bile kasada ödeme yapabileceğiniz çalışan sayısının çok az olduğunu görünce, biraz endişelendim. Çünkü bu alanlar, yetkinlikleri ve eğitimleri düşük, bir mesleği olmayan binlerce insan için bir iş kapısıydı. Şimdi onların yerini makinalar alıyor. Bu durum, ülkeleri yöneten liderlerin gözden kaçırmamaları gereken bir sorun: İşsizlik…

İstasyondan kalacağımız eve giderken bavullar yüzünden mecburen taksi kullandık. Yaklaşık 4-5 km bir mesafe için taksi parası 500 lira tuttu. Önce aynı mesafeyi İstanbul’da kaça gideriz diye düşündük. Çok pahalı geldi. Ama sonra aynı yolu otobüs ve tramvay ile gitseydik ödeyeceğimiz paranın 200 lira olacağını düşündüğümüzde, makul bir fiyat gibi geldi. Zaten seyahatimiz boyunca her şeyin fiyatını TL’ye dönerek kıyaslama yapmaya çalışmaktan yorulduk. 1 sterlin 40 TL olunca hesap kitap karışıyor.

Bindiğimiz taksi klasik İngilizlere özgü “siyah taksi (Hackney)” dedikleri geleneksel taksi idi ama, durakta bir sürü ”mini van” taksi gördüm. Hepsinin özelliği elektrikli olmasıydı. Elektrikli araç konusuna sonradan tekrar değineceğim.

Londra’da kalacağımız arkadaşlarımız 25 senedir aynı sokakta aynı evde oturuyorlar. 25 senedir de hiçbir değişiklik yok. Sessiz, sakin huzurlu bir çevre. Zaten dikey yapılaşma sıfır. Hepsi yan yana bahçeli evler. Ama sokağa girdiğinizde, öyle bizdeki gibi çocuk falan göremezsiniz, görebileceğiniz birkaç insan ve park etmiş araçlar. Hemen hemen herkes işine gitmek için toplu taşma kullanıyor. Zaten çocuklar için okul servisi gibi bir kavram da yok. Üstüne bir de pandemi ile başlayan, evden çalışma biçimi artık yaygın ve kalıcı hale gelmiş. Sonuçta günün her saati evlerin önünde park etmiş araçları görmek mümkün.

Kalacağımız evin önünde taksi durdu, parayı kartla ödedim. Figen önden gidip kapıyı çalarken ben elimde iki bavul evin önünde park eden araçları geçip bir “çöp kutusu” ordusu ile karşı karşıya kalınca, korktum. Mahallenin bütün çöp kutularını bizim arkadaşların evine koymuşlar diye üzülürken, evin yanındaki diğer iki evin de, karşı sokaktaki bütün evlerinde önünde üzerinde “Croydon Belediyesi” yazan yüzlerce “çöp kutusu” olduğunu fark ettim.

İlk önce “ belediyeye iş yapan hükümet yanlısı veya başkanının dostu bir iş adamına kıyak olsun diye, ürettiği çöp kutularından alıp her kapıya 3’er 5’er dağıtmışlar galiba” diye bir düşünceye kapıldıysam da, Londra’da olduğum aklıma gelince bir anda kendi kendime gülmeye başladım.

İçeri girdim ve bana sarılarak hoş geldin diyen ev sahiplerine, Dışarıda bu kadar “çöp kutusunun” ne işi var diye sordum.

Yanıt ve Londra’dan diğer izlenimlerde bir sonraki yazıya…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Dilaver - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

01

Dobra - 27 yıl boyunca yüzlerce uçuş (Londraya) yapmanıza rağmen.......Kabin yada kokpit ekibinden olduğunuzu anlıyorum;doğrumu?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Şubat 12:46
02

Ibrahim - @Dobra 01 nolu yoruma cevabı: Baskanim 6 yil Londra'da yasamis. Bildigim kadari ile cocuklarida orda okudu. Senede 5 kere ucsa gidis gelis 10 yilda 100 ucus eder. Heri kalaninida sen hesaplarsin dobra kardes.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Şubat 16:24


Anket Yerel seçimlerde Derince'de kime oy vereceksiniz?
Tüm anketler