LONDRA NOTLARI-3 GELENEKLER ve KIRMIZI IŞIK

Sosyal yaşamımızda kurallara uymayı, diğer insanları tehlikeye sokacak davranışlardan kaçınmamızı belirleyen en önemli unsurun eğitim olduğunu düşünürdüm. Beş yılı aşkın bir süre yaşadığım İngiltere’de bir kere kırmızı ışıkta geçmeyen ben, yurda döndüğüm gün trafik açık diye kırmızı ışıkta geçtiğimi fark ettiğimde eğitimin tek başına yeterli olmadığını anladım. Kurallara uymanın bir yaşam biçimi haline dönüşmesinde eğitim kadar, o kurallara uyulmaması karşısında yasal ve toplumsal cezaların da önemli olduğunu düşünmeye başladım. Örneğin trafik suçları için, yüksek para cezaları ve bu cezaların istisnasız uygulanması kadar, hata yaptığımızda aynı toplumda yaşayan insanların göstereceği bütünsel tepki de, kuralların ihlal edilmesinde en büyük caydırıcılarından biri. 

Bu tür kurallara en çok uyulan ülkelerden birinin, kendi tecrübelerime dayanarak söylüyorum, İngiltere olduğunu düşünürüm. Fakat, Croydon merkeze yürürken duyduğum yoğun ve sürekli çalan korna sesleri ile başlayan “İngilizler değişmiş algısı, yanında küçük çocukları ile trafik ışığında bekleyen ortalama bir İngiliz ailesinin yeşil ışığı beklemeden kırmızı ışıkta geçtiğini gördüğümde iyice pekişti. 

Korna sesleri ve kırmızı ışıkta geçen insanlar ile ilgili manzaraya, gezinin kalan kısmında bir çok defa şahit olmasaydım bu yazının konusu olmayabilirdi. Amadefalarca karşılaşınca, bu algı zihnimde iyiden iyiye yer etti.

Galiba ekonomik koşullar ile gelen sosyal zorluklar ve teknoloji gibi  değişen şartlar, yaşam biçimlerini derinden etkiliyor. Hatta çok güçlü bazı gelenekleri bile değiştirebiliyor.

PANDEMİ, KRİZ VE EŞİT(SİZ)LİK

2008 krizinden sonra yaptığım ilk Londra seyahatindeekonomideki durgunluğa ve etkilerine şahit olmuş biri olarak, Brexit ve pandemi sonrası İngiliz ekonomisinin bük finansal kriz (BFK) ile karşılaştıralamayacak kadar etkilendiğini gözlemledim. Croydon’da yaşarken her hafta sonu alışverişe gittiğimiz bir çok dükkan ve kafe kapanmış, hatta bazı bölümler terk edilmiş gibiydi desem, abartmış olmam.

Croydon merkezde bulunan en büyük AVM’lerdeki işyerlerinin yarısının kapandığını, sosyal ve etnik yapının değiştiğini görünce, yaşam biçimlerinde ve geleneksel bazı davranış kalıplarındaki değişiklikler de daha anlaşılır oluyor. 

Croydon bir banliyo olarak her zaman merkez Londra’dan farklı bir sosyo ekonomik yapıya sahipti ama bu durum daha da değişmiş. Konut sorunu ve hayat pahallılığı bu bölgede yaşayan insanların etnik yapısını bile farklılaştırmış. Anglo sakson kökenli  olmayan İngiliz ve göçmen popülasyonu zaten yüksek olan şehirde, nerdeyse anglo sakson İngiliz kalmamış gibi. Bu farklılaşma aslında merkezde daha önce yoğun yaşanmış ve bence Brexit’in önemli bir nedenini oluşturmuştu. Şimdi aynı değişim merkezden çevreye doğru yayılıyor anlaşılan.

Ekonomi yavaşlamış. İnsanların ellerindeki torba sayısı ve sınırlı açık kalan dükkanlardaki “müşteri kıtlığına” bakınca bu durum iyice anlaşılıyor. Ev sahibimiz Ersin’in,İngiltere’de önemli bir sosyal etkinliğin merkezi olan yerel pubların birer birer her geçen gün kapandığını söylediği aklıma gelince, gördüğüm manzara iyice netleşti.

Orta direk İngilizler zorda... 

Dostlarımız, eski bir enerji santralı Batersea Power Station”ın yeniden restore edilerek, büyük bir alış veriş merkezine döndürüldüğünü ve mutlaka ziyaret etmemiz gerektiğini söyleyince, ertesi gün ilk iş rotayı oraya çevirdik. Nehrin kenarında, nispeten dikey mimarinin ve lüks konutların yükseldiği bir yaşam alanında eski binanın muhteşem bir alış veriş merkezine dönüştüğüne şahitlik ettik. Londra’da bir yaz gününü bile kıskandıracak bir havaya denk gelince   Chelsea Köprüsünden yürüyerek Kings Road civarında biraz dolandık. Ardından Oxford Street’deki klasik alış veriş gezintisi ile devam ettik.

Oxford Street’in her zamanki  kalabalık halini ve özellikle körfez ülkelerinden olduğu belli olan ailelerin ellerindeki sayısız alış veriş torbaları ile bir dükkandan öbür dükkana maratonlarını ve yerel publar bir bir kapanırken yüksek caddelerde (high streets) lüks restoranların kalabılıklarını gördüğümde, belki hep olan aman bu kadar görünmeyen gelir dağılımı eşitsizliği gelişmiş ülkelerde de daha görünür hale gelmiş diye düşünmeye başladım.

Bu yazıyı yazdığım zaman diliminde Avrupa İstatistik Kurumu’nun yayınladığı bir araştırmada, Avrupa ülkelerinin en zengin yüzde 1’nin gelirden aldığı payın en yüksek olduğu ülkelerden birinin İngiltere olduğuaçıklandı. 

Görüntü yanıltabilir, ama rakamlar yalan söylemez...  

NET SIFIR KARBON

Londra Merkez’de en çok dikkatimi çeken konulardan biri, “düşük karbon emisyonu” yeşil etiketi taşıyan otobüsler oldu. Ankara anlaşmasının son vakonuna binmek için, tüm kariyerini geride bırakarak ailesi ile İngiltere’ye yerleşen  çocukluk arkadaşım, üniversite yıllarında aynı evi paylaştığım kadim dostum Tankut Sur ile, Londranın en bohem yerlerinden çok sevdiğim Camden Town’da buluştuk.  Uzun ve keyiflisohbetimizde Tankut bahsetti, ben de aktarıyorum:

Yenilenebilir enerji ve net sıfır karbon konusu İngilizlerin en önemli önceliklerinden. Ben yoğun olarak görmedim ama özellikle “rüzgar çiftlikleri” ve “güneş enerjisi” yatırımları ülkenin her yerinde görünüyormuş. Aslında daha önce, kaldığımız semtte evlerin önündeki her iki arabadan birinin elektrikli olduğunu ve evlerin önüne şarj istasyonları kurulduğunu fark ettiğimde, böyle bir öncelikleri olabileceği aklıma gelmedi değil. Ama  evlerin önüne kurulan bu istasyonları devletin sübvanse ettiğini, daha sonra bindiğimiz taksicinin söylediğine göre bir çok şehirde yakın zamanda fosil yakıt ile çalışan otobüs ve taksi kalmayacağını öğrenmek, bu konuda nasıl kararlı olduklarını anlamama yardımcı oldu. Konuyu biraz araştırınca edindiğim bilgileri kısaca özetlemeye çalışacağım.

Geçen yıl hükümet, 'Yeşil Sanayi Devrimi için On Maddelik Plan' belirleyerek paketin önüne geçme misyonunu başlatmış. Amacları özel sektörün güvenle yatırım yapması için koşullar yaratmak, yeni yeşil endüstriler oluşturmak ve büyütmek için kapitalizmin benzersiz yaratıcılığını ortaya çıkarmak olmuş.

12 milyar sterlinlik devlet yatırımını harekete geçirmişler, 2030 yılına kadar yeni benzinli ve dizel otomobillerin satışını sona erdirme kararı almışlar.  Endüstrinin gelecekteki yeşil ürün talebini güvence altına almak için düzenlemeler getirmeye başlamışlar. Ayrıca, Ömür Boyu Beceri Garantisi sayesinde, İngiliz işgücünün bu yeni yüksek ücretli yeşil işler için ihtiyaç duyacağı becerilere de yatırım yapmışlar ve Londra Şehri'ni Yeşil Finansın küresel merkezi haline getirerek yatırımcıların yeşil projeler için sermayeye erişmelerine yardımcı olacaklar. 

1990'dan bu yana İngiltere, sera gazı emisyonlarınıneredeyse yarıya indirmiş. Birbirini izleyen hükümetlerin çabaları sayesinde, Birleşik Krallık'ın insan kaynaklı iklim değişikliğine yerel katkısını sona erdirmenin neredeyse yarısına gelmişler ve 2019'da Birleşik Krallık, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmak için bağlayıcı bir hedefle işi bitirmek için yasa çıkaran dünyadaki ilk büyük ekonomi olmuş. Fakat yasa çıkarmakla kalmayıp, stratejilerini ve yol harıtalarını netleştirip, uygulamaya koymuşlar bile

Türkiye’nin de net sıfır karbona geçme hedefinin 2053 yılı olduğunu hatırladığımda, bizim yaşamımızda bu değişimlerin yoğun bir şekilde hissedilmeye ne zaman başlayacağını çok merak ediyorum.

TRAFİK, KIRMIZI OTOBÜSLER ve BİSİKLET

Londra merkezde en sevdiğim etkinliklerden biri de fırsat bulduğumda,Londra’nın simgelerinden olan “iki katlıkırmızı otobüs” ile yolculuk yapmak. Özellikle, hava kararırken. Dünyanın en iyi metro sistemlerinden birine sahip olması, merkez alana araçların girmesine para ile izin vermeleri ve bana göre sürücülerin trafik kurallarına azami özen göstermeleri gibi nedenlerle, bir metropol olarak, en yoğun saatlerde bile trafik sorunun katlanabilir olması bu yolculukları daha keyifli hale getiriyor. 

Bu sefer,otobüs gezilerinde trafikte bizim ülkemizde görmediğimiz bir durum dikkatimi çekti. Şehir içinde kuryeler çoğunlukla bisikletle taşıma yapıyor. Motorsikletli kurye yok denecek kadar az. Bisikletli kurye kullanımındaki artışın en büyük nedenleri; trafik ve park sorunu olmaması, Londra merkezde, motorlar dahil l uygulanan ücret politikası ve daha önce belirttiğimiz yeşil ulaşım politikaları olmuş.

Zaten bisiklet ulaşımda, kamunun desteği ile çok yoğun kullanılmaya başlanmış. Son 8 senede inşa edilen bisiklet yolu 260km olmuş. Londra’da kamusal e-bisiklet filosu 3 kat artmış. Güvenliği arttırmak için bisiklet yollarının yapımı ve diğer tedbirler için finansman ihtiyacını çözüp, daha fazlasını yapmak temel politikaları olmuş.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Dilaver - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

01

Saltukhan Tarı - Elinize sağlık, yine okunması çok keyifli bir yazı yazmışsınız

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 09:09


Anket Yerel seçimlerde Derince'de kime oy vereceksiniz?