Yarasız yüreklere

Merhaba sevgili okur.

Hazar Sözlüğü'nde geçer: "Her yeni yaranın, kendi kendine atan yeni bir yürek olduğunu söylüyordu."

Yaraların bize öğreteceği çok şey var sevgili okur.

Bu hafta sizlerle Milorad Paviç - Eşsiz Parça / Mavi Kitap’tan bir alıntıyı paylaşıyorum.

Keyifli okumalar.

“Pencerenin içinde fortoçka denen daha küçük bir pencere daha vardı. Puşkin onu açtı. Odaya kar doldu.

Sonra Aleksandır Sergeyeviç kendini bir koltuğa attı. Yanındaki divanda devasa bir tazı uyuyordu, altın başlı beyaz bir nefaset. Duvardaysa Puşkin’in büyük dedesinin Deli Petro zamanına ait bir subay üniforması içinde resmedildiği bir portre asılıydı. Büyük dede esmer, neredeyse siyahiydi. Başında gümüşi bir peruk, kolunun altında bir kılıç vardı. Puşkin büyük dedesine bakarak sordu:

“İnsan bir cini odaya nasıl sokar? Sorularını nasıl cevaplatır? İnsan geleceğini hangi büyüyle öğrenebilir?”

Tabloda büyük dedenin sol elinin altında küçük bir kitap yığını vardı. Kitapların altındaysa resimden neredeyse kazınıp çıkarılmış, siyah bir obje suretinde zar zor fark edilen bir şey vardı. Büyük dedenin parmakları kitapların ve o belirsiz nesnenin üstündeydi, sanki onları işaret ediyordu. Sanki Puşkin’in sorusuna verilen bir çeşit cevap uzun zaman önce “muhafaza altına alınmıştı”. Diğer yandan Aleksandır Sergeyeviç o nesnenin ne olduğunu gayet iyi biliyordu. Çünkü ana baba evinde, yüz küsur yıl evvel üstünde resmedildiği masanın üstünde hâlâ duruyordu. Puşkin’in büyük dedesinin metal destekli deri sandığıydı bu. Aleksandır Sergeyeviç uzanıp sandığı açtı. İçinde üç voodoo iğnesi ve çeşitli imparatorluklara ait, tedavülden düşeli uzun zaman olmuş sikkelerin bulunduğu bir kese vardı. Sikkeler de büyüde kullanılıyordu.

Aleksandır Sergeyeviç sandığı açınca büyük dedesinin ve Afrika’ya dayanan kökeninin Puşkin ailesinde nesilden nesle aktarılan efsanelerini hatırladı. Büyük dedesinin ilk gençliğinde Afrika’da köle tacirlerince esir edilip İstanbul’da Kont Sava Vladislaviç Ragusinski diye birine satıldıktan sonra Rusya’ya getirilirken iğneleri saçında sakladığına dair hikâyeyi de anımsadı. Bizzat Kont da büyü ve sikkeyle sihir yapma alanında uzmandı. Afrikalı oğlanı saçındaki büyü iğnelerini tanıyınca satın almaya karar vermiş olmalı. Genç siyahi köleyi Rusya’ya getirdi ve Deli Petro’ya sundu. Deli Petro köleye Avram Petroviç Hannibal adını verdi, onu askeri okullarda okuttu ve Rus asilzadelerinden bir kadınla evlendirdi.

“Kendinle ilgili hakikati ortaya çıkarmak istediğinde,” derdi Hannibal ve sözleri Puşkin ailesinde hâlâ hatırlanıyordu, “onu sana ancak düşmanın gösterebilir. O da onu mecbur edersen. İğnelerin amacı bu.”

“İnsanın en büyük düşmanı kimdir?” diye devam etti Puşkin sorgusuna ve cevabı da kendisi buldu: “Hiç kuşkusuz Şeytan. Öyleyse iğneler vasıtasıyla onu çağırmalı ve akıbeti ifşaya mecbur bırakılmalı. Ama Şeytan’ı nasıl tespit edeceğiz? Onu hiç görmemiş birini çağırmadığını nereden bileceksin? Demek ki önce çağırdığın kişinin Şeytan olduğundan emin olmalı, ondan sonra aklındaki soruyu yöneltmelisin. Dolayısıyla Şeytan’ın

mahiyetini ve onu nasıl tanıyacağını bilmen lazım. Halk insanın Şeytan’ı, Şeytan’ın da Tanrı’yı gördüğünü söylüyor. Ayrıca Kovulmuş’un gözyaşlarının tuzlu olmadığına da inanılır. Yiyeceği yemeğe her zaman tuz eker. Koku duyusu mükemmeldir ve kurbanını kilometrelerce öteden tespit eder. Hem, belki de en önemlisi budur, Şeytan insan gibi yer ama yediklerini sindiremez. Bir kadeh kırmızı Tokay şarabı içerse aşağıdan da sidik yerine yine Tokay şarabı çıkaracaktır. Balık yediğinde bütün bütün yutar ki aşağıdan aynı şekilde çıksın ve tekrar sofraya konabilsin. Tüm bunların sebebi evrendeki madde devridaimine yalnızca Şeytan’ın katılmaması.”

Kont Ragusinski’nin kesesindeki sikkelerin ve büyük dedesinin iğnelerinin aynı sandığa kazara konmadığını bilen Aleksandır Sergeyeviç’in aklından işte böyle imajlar ve anılar geçiyordu.

“Sadede gelelim. Umarım büyük dedem Hannibal’ın iğneleri Kont Ragusinski’nin sikkeleriyle bir araya gelince hâlâ işe yarıyordur. Avram Petroviç Hannibal’ın küçük bir Afrika büyüsüyle Kont Sava Ragusinski’nin kullandığı bir Balkan büyüsü fena olmaz. Ama unutmamalıyım. Saçlarım büyük dedemin saçları gibi. Gerçek Afrikalı saçı. İşte iğnelerin beni tanıması için gereken şifre...”

Aleksandır Sergeyeviç bu sözleri söyledikten sonra saçının kıvırcıklarından birini kesip sandığa attı. Sonra Arina Radionovna diye birine seslendi ve mutfaktan üç bez bebek getirmesini söyledi. Geniş etekleri çaydanlık kılıfı, kurabiye sepeti örtüsü ve haşlanmış yumurtaları sıcak tutacak bir torba olarak kullanılan bebekler...

Bebekler gelince içlerinden birinin kır sakallı, belden siyah iplerle bağladığı geniş bir cübbe giymiş bir papaz; diğerinin tel destekli kırmızı bir etek giymiş, saçı sak lifinden genç bir leydi ve sonuncusunun uçları sırmalı bir ceket giymiş, general apoletleri ve bir kılıç taşıyan bir delikanlı olduğu ortaya çıktı.

“Ah, işte buradasınız,” diye mırıldandı Aleksandır Sergeyeviç ve kitaplığa döndü, “kaderinizi görelim bakalım. Sizi içine yerleştireceğimiz tarihi bir hadise lazım bize.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burçin Sağlam Aysu - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi