O öğretmenler varken kime minnet duyayım?

PEK heyecanlı, pek içe kapanık bir öğrenci olduğumdan en çok Türkçe ve edebiyat derslerindeki okuma zamanlarını sevmezdim.

Öğretmen derdi ki:

“Sayfa 64, Ahmet başla…”

Ahmet başlardı okumaya ve öğretmenin sesiyle cümlesi yarıda kalırdı.

“Mehmet!”

Ahmet’in kaldığı yerden Mehmet başlardı. Ormanlar, ağaçlar, insanlar, hayvanlar… Konu her ne ise öykü bir türlü bitmezdi.

Benimse yüzüm sıraya yapışık olurdu çokça zaman; gözüm öğretmeni bulduğunda onunla göz teması kurmamak için yüzümü başka yöne çevirirdim. Tek bir hayalim olurdu; “Mevlüt, devam et!” sesini duymamak…

***

Yine gizlendiğim bir an ağır adımlarla yanımdan geçen öğretmen kulağıma eğilir gibi oldu:

“Mümtaz, haydi…”

Kimdi bu Mümtaz? Ben olamazdım; ben doğduğumdan beri Mevlüt’tüm. Fakat doksanlar Mümtaz Soysal’ın pek popüler olduğu yıllar olduğundan soyadımdan ötürü Mevlüt’le Mümtaz’ı karıştıranlar çok olurdu. 2000’li yıllarda ise yüz hatlarımı, özellikle de burnumu ona benzetenler oldu. Bir de onun gibi kalın çerçeveli gözlükler takıyordum.

Neyse… Mehmet durdu. Fakat Mümtaz bir türlü başlayamadı. Çünkü sınıfta bir tane bile Mümtaz yoktu.

Başımda bir el hissettim:

“Haydi Mümtaz… Pardon, Mevlüt!”

Öğretmenim ismimi yanlış telaffuz ettiği için mahcup olmuştu. Mehmet’in bıraktığı yerden hüzünle öyküyü devam ettirdim. Öyle kötü okudum ki, kendi kendimden utandım.

Ders bitti; teneffüse çıkarken öğretmen karşımda bitti. Sevgiyle bakıp dedi ki:

“Çok güzel okudun Mevlüt!”

Minnet mi?

O öğretmenler varken kime duyayım?

***

Tek tük olduğum hastalık zamanlarım… Sessiz sessiz burnumu çekiyorum ders boyu… Korkuyorum; “Bana sıra gelirse ne yaparım?” sorusunu soruyorum sürekli… Kendimi kaybedecek denli gizleniyorum. Öyle yok oluyorum ki; bir kişi eksi bırakıyorum sınıfı… Kendi kendimi yok yazıyorum.

Ve bir ses duyuyorum:

“Mevlüt, sen devam et!”

Heyecandan titreyen sesimi mi düşüneyim, burnumdan akacak sümüğü mü? Terleyen alnım da var.

İkinci cümleye geliyorum ki, burnum akıyor. Belki burnumun akacağını düşünmesem burnum akmayacak. Tersten plasebo etkisi…

Saçımda, yüzümde, öğretmenimin sıcak ellerini hissediyorum. O ellerle beraber burun akıntım bitiyor. Ve o ses:

“Ali, sen devam et!”

Cumhuriyet öğretmenleri, öğrencilerinin sümüklü yüzlerine dokunuyor iğrenmeden…

Minnet mi?

O öğretmenler varken kime duyayım?

***

Herhalde ilkokulun ilk zamanları… Fakir bir öğrencinin belinde kemer yok… Ayağa bir kalkıyor, pat, pantolonu düşüyor. Pantolonunu toplarken kendini yerde buluyor. Yüzü kırmızı, gözleri yaşlı, dişleri titriyor.

Herkes gülerken öğretmen, yüzünde tebessüm kalmış tüm öğrencilere kızıyor. “Herkesin başına gelebilir, komik değil” diyor.

Ben gülmüyorum;

Beni es geçiyor.

Sonraki ders fakir öğrenciyi görüyorum;

Belinde bir ip… Öğretmen, ipten kemer yapmış öğrencisine… Belki de bir sonraki gün kemer getirecek pazardan alıp…

Minnet mi?

O öğretmenler varken kime duyayım?

***

Bursa’dayız; babamın tayini Çanakkale’ye çıkmış. Üzgünce oturuyorum çok sevdiğim sıramda… Uzun boylu, ittihatçı bıyıklı öğretmenimiz tüm sınıfa, bendenizin Çanakkale’ye taşınacağını söylüyor. Üzüntüm daha da artıyor. “Nereye kadar gidecek bu taşınmalar?” sorusunu soruyorum kendime.

Öğretmen, Çanakkale’nin Türkiye’nin en güzel şehri olduğunu söyledikte sonra başlıyor Çanakkale savaşlarını anlatmaya. Bir tiyatro oyuncusu gibi büyüyor masasının yanında. Elinde süngülü tüfek varmışçasına bir ileri bir geri gidiyor.

Bana diyor ki:

“Çok şanslısın.”

İyileşiyorum.

Mutlu oluyorum.

Minnet mi?

O öğretmenler varken kime duyayım?

***

Dünüm…

Devletin anaokulu, devletin ilkokulu, devletin ortaokulu, devletin lisesi, devletin üniversitesi, devletin fen bilimleri enstitüsü…

Dünüm…

Cumhuriyet öğretmenlerinin dokunuşuyla şekillenen uzunca zamanlar…

“Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınız için yol açtı. Gerçek zaferi siz, öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur. Sarsılmaz bir inançla ben ve arkadaşlarım sizi gözeteceğiz. Sizin karşılaştığınız tüm engelleri kıracağız.”

Mustafa Kemal Atatürk…

Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundaki tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlarım.

Minnet mi?

O öğretmenler varken kime duyayım?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mevlüt Soysal - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi