Burhan Akçin: Belediye bütçelerinden tiyatroya pay ayrılmalı

Kocaeli Bölge Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Burhan Akçin, tiyatroların ayakta kalamadığına dikkat çekerek, “Belediye bütçelerinden tiyatroya pay ayrılmalı. Komisyon nezaretinde ödenekler belirlenmeli” dedi

Haber albümü için resme tıklayın

İlayda AKYOL- ÖMRÜNÜ tiyatroya adamış, tiyatro denilince akla ilk gelen isimlerden Kocaeli Bölge Tiyatrosu (KBT) Genel Sanat Yönetmeni Burhan Akçin, gazetemiz genel yayın yönetmeni Mevlüt Soysal’ın TV 41 ekranlarında hazırlayıp sunduğu Sanat Güncesi programına konuk oldu.

Kocaeli’nin çocuklarına tiyatroyu sevdirmek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış bir sanat tutkunu Burhan Akçin, topluma sanatı, tiyatroyu sevdirmek; gelecek nesillere ışık olmak için canla başla çalışıyor.

43 yıllık sanat yaşamına devam eden Akçin ile, tiyatroya başlangıç serüvenini, Kocaeli’de tiyatronun geldiği son noktayı ve tiyatroya adanan bir ömrün gelecek kuşlara aktarılış hikayesini konuştuk.

Akçin, tiyatroların ayakta kalamadığına dikkat çekerek, “Belediye bütçelerinden tiyatroya pay ayrılmalı. Komisyon nezaretinde ödenekler belirlenmeli” dedi.

 

Burhan Hocam, tiyatro ile nasıl tanıştınız?

Tiyatro serüvenim bir şiir okuduğumda başladı. Nasıl bir şiir bu? İlkokuldayken sabah saatleriydi. Okul müdürümüz, “Şiir okunacak, bunu da Burhan okuyacak” dedi. 1. sınıftaydım, daha adımı söyleyemiyorum. Köyden yeni gelmiş bir nalbandın çocuğuyum. Şiirde Atatürk ile ilgili bir bölüm vardı. Atatürk’ün adının geçtiği zaman, ayağımı kaldırıp yere vurmamı istedi. Ayağımı yukarı kaldırıp indirirken toz kaldırana kadar prova yaptım. O gün bugündür tiyatro ile uğraşıyorum.

 

Yaptığınız tiyatro muydu?

Yaptığım bu hareketin tiyatronun bir parçası olduğunu nerden bilecektim? Sonra 10 Kasım’da, 23 Nisan’da, bayramlarda, özel günlerde “Demirci Nalbant Sefer Ustanın oğlu Burhan, gel bakalım, şunu sen oku” dediler. Rahmetli annem de Hayber Kalesi’nin fethini okumamı istedi. Eline kitap geçen mahalledeki teyzeler bir sandalyeye beni çıkartıp hikaye okutturuyorlardı. Hayber Kalesi, Uhud Savaşı, Aslı ile Kerem, Hz. Ömer’in Adaleti, Yusuf ile Züleyha… Bir gün dedim ki: “Ben bunları okurken kadınlar niye ağlıyorlar acaba?” Sonra lisede, 1966-1967 yılları arasında Türkiye Öğretmenler Sendikası bünyesindeki öğretmenler, Sarıkamış’ta ‘Öğretmenler Tiyatrosu’ adlı bir tiyatro kurmuş, Hababam Sınıfı’nı oynamak için bir soba yaptırmışlar ancak tiyatronun bütçesi kısıtlı olduğundan sobayı küçük yaptırmışlar. Birisinin sobanın içine girip kopya vermesi gerekiyor ama soba o kadar küçük ki kimse bu işi yapmak istemiyor. “Bunu becerse becerse, Burhan becerir” diyorlar. Sobanın içine giriyorum, provalara katılıyorum. O sobanın içindeki ateş beni öyle yakmış ki, o gün bugündür tiyatro aşkıyla yanıyorum. O rolden sonra kasabamızdaki Sarıkamış Öğretmenler Tiyatrosu’nda çocuk oyuncu olarak işe başladım.

 

O zamanlar küçücük bir yerde tiyatro eğitmeni bulmak çok ilginç değil mi?

Sarıkamış, Allahuekber Dağları’nın yamacında kurulu bir kasaba. Savaştan sonra, annesini babasını savaşta kaybetmiş kimsesiz çocuklar için din, dil, ırk milliyet gözetmeksizin, bebek ormanı, bebek gazinosu, eğitim merkezi ve barınma merkezi yapılan bir kasaba. O nedenle de orada bir çekirdek var. Haliyle sanat etkinlikleri çok fazla. Biz tiyatro etkinliği yaptığımız zaman bir tane de orkestra vardı. Ama şimdi hiçbiri yok.

Sonrası…

Sarıkamış Gençlik Tiyatrosu yıllarım. O dönem Belediye Başkanı olan Av. Hüseyin Bildik de eski bir kiliseyi 550 kişilik tiyatro salonu yapmış; Türkiye Radyoları (şimdiki TRT), bu tiyatro salonundan bahsediyor. O dönem, İlyas Avcı Hoca ve beraberinde bir hoca daha geldi.  Sarıkamış’a geliyorlar, “Gelmişken çocukları izlemeden dönmeyelim” diyorlar. Biz tiyatromuzda Aslan Asker Şvayk’ı oynuyoruz, oyunumuzu izliyorlar, beni fark ediyorlar. İzlerken de bu çocuk zayi olmamalı, değerlendirilmeli diyorlar.

Devamında neler oldu?

Sonra iki hoca, babamı nalbant atölyesinde ziyaret ettiler, beni Ankara’ya götürmek için izin istediler. Tabii babam gitmeme izin vermedi ve onları atölyeden kovdu. Ama tabi benim aklıma bunun okulu da mı varmış diye bir soru takıldı. Akşam eve gidince anneme durumu anlattım. Babamın böyle bir şeye asla izin vermeyeceğini bildiğinden, bana “Çare yok, kaç habersiz git” dedi. Ben de evden habersiz ayrıldım ve Ankara’ya gittim.

 

Okul sonras süreçleri anlatır mısınız?

Okulu bitirdikten sonra 15 günlük workshopa katıldım. Tiyatronun eğitim aracı kısmına merak saldım. 50’den fazla kurum ve kuruluştan eğitim aldım. Tiyatro estetik bir piramidin tepe noktasına kurulmuş bir yapı olabilir; peki piramidin altında ne var? Halk var, mahalle var, iş merkezleri var, sokaklar var, caddeler var, meydanlar var, çocuklar var, kadınlar, ihtiyarlar, köylüler, işçiler, sendikalar… Neden tiyatro bunlara ulaşmasın? Tiyatroyu onlarla buluşturmak istedim. Sonra Almanya’da işçi tiyatrolarını okudum. Orada da eğitimlere katıldım derken epey gelişme gösterdim. “Cadde, sokak, yer gök tiyatro” sloganıyla başladık. Ondan önce tabi, tiyatro doçenti Sevgili öğretmenim Handan Karaadam’ın da çok emeği var.

 

Amaç neydi?

Bir kent tiyatrosu yapılabilir kaygısını önde tuttum. Tiyatro seyredilebilen bir kent başka, içinde tiyatrosu olan bir şehir yaratmak başka. İşte orada tiyatronun eğitim aracı olduğu argümanını işlemek lazım. İnsanlar, “Bana bakmayın utanıyorum” duygusuyla yaşıyorlar.

Benimle çalışan çocuk gruplar, saydığım katmanlar şunu söyleyecek: “Bana bakabilirsiniz, utanmıyorum, şerefsizler utansın, namussuzlar utansın, hainler utansın!” “Utanmayın çocuklar halkın karşısına çıkın ve sizi seyretsinler” dedim. Ve o gün bugündür, yer gök, çarşı pazar tiyatro. Avrupa bile biliyor, Kocaeli artık bir tiyatro kenti.

  

Bir öğrenci 6 yaşında tiyatro eğitimi alıyor, diğer yaşıtı alamıyor. Aralarında ne far olur?

İki ana argüman var: Ses ve beden… Tabii ki bunların alt başlıkları da var. Örneğin konuşma sesine nasıl ulaşılır? Konuşma ve ifadeye ses ile ulaşmaya çalışıyoruz. Sesi oluşturan şey ne? Soluk, nefes…  Nefes çalışmaları ile ilk dört haftayı geçiriyoruz.  Öğrencilerimize şunu söylüyoruz: “Ağız ile konuşulmaz, ağız sadece üretim merkezi. Konuşma bütün vücutla yapılan bir şeydir. Görünen ve görünmeyen parçalarımın tamamı…” Soluğa ihtiyacım var ki üretim alanına komut verebilsin. Ses altıncı haftadan sonra şarkı sesine ulaşıyor. İkinci argüman hareket; utanma duygusu ile baş ederek başlıyoruz çünkü kendini ifade etmek önündeki en önemli bariyer utanma duygusu. İlk hareket nerden başlıyor. Bütün parçaları tanımakla başlıyor. Örneğin; ayağınızı yere basarken parmağınızın kemik kısmını yere yapıştırın. Örneğin konumuz, üşümek… Ses ve hareket konusunda utanma duygusunu ekarte eden bir öğrenci üşüme ile ilgili mutlaka olağanüstü yaratıcı süreci başlatıyor. “Aklınıza ilk geleni oynamayın” deriz çünkü aklınıza ilk gelen herkesin aklına gelir. Akort edilmiş bir beden daima aklına ikinci geleni ortaya koyar.  Daha sonra kısa oyunlar başlıyor, temalı, tekstli oyunlar… Sonra ikinci bölümden itibaren bütünleşik duyu sistemlerine yönelik çalışmalar yapıyoruz. Sesiyle tonlama yapıyor, kendince Türkiye Türkçesi’ni konuşabiliyor.  Bir standardı yok çünkü her çocuk bütün bunları beceriyor. Ama mutlaka kendince başkalaşıyor.  Pişiyor ve gelişiyor. Çocuklar, enstrüman ve o enstrümanın okulda ne hale geldiğini kısaca özetliyoruz. Bu enstrüman, kendine bakanlara karşı bana bakabilirsiniz, “Utanmıyorum her tarafımı yönetiyorum” diyebiliyor.

 

 

Dezavantajlı gruplar

eğitim alıyor, oynuyor

 

Dezavantajlı gruplar Kocaeli Devlet Tiyatrosunda yer alıyor mu?

 

Bizim tiyatromuzda çok yer almıyor. Ama Çağdaş Drama Derneğimizin eğitim yıldızları özel eğitim kurumlarında yaratıcı drama pozisyonunda bu öğrencilerimiz yer alıyorlar. Eğitmenler; 327 saatlik eğitim alıyorlar o eğitim sonucunda milli eğitim tarafından tasdik edilen bir ehliyet sahibi oluyorlar, yani meslekte yeterliliğe sahip olmuş oluyorlar ve eğitim verebiliyorlar. Yaratıcı drama yöntemi ile özel eğitim gereksinimi duyan dezavantajlı gruplara, eğitim verebiliyorlar.  Bizim tiyatromuz da her grupta bir tane alıyoruz. Oyunlarda eşit, eğitimde eşit, hiçbir şekilde üzeri işaretlenmemiş bir şekilde özgürce, tüm faaliyetlerimizden yaralanabiliyor, oyunlarımıza da çıkıyor.

 

Bölge Tiyatrosu Kocaeli’de var. Diğer illerde de var mı?

 

Biz bir misyon taşıyoruz, Ertuğrul Muhsin’in 1930’lu yıllarda Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği Bölge Tiyatroları Yasası, hala çıkmayan bir yasadan söz ediyorum ama… Türkiye Cumhuriyeti Devlet Tiyatroları Kanunu çıktı. Ama adı Devlet Tiyatroları Kanunu olduğu için bunun dışında herhangi bir tiyatro kurumu var ise o kanundan yararlanamıyor. Konuyla ilgili kamu kurumlarının başındaki yetkililerin bu konuyu irdelemesi gerekir. Bölge tiyatroları yasası çıkmadığına göre; her bölgenin coğrafi ve folklorik yapısına göre, kültürel dokusuna göre tiyatro grupları oluşturulmalıdır. Çatı da bölge tiyatrosu olmalıdır. Bölge tiyatrosu demek; tiyatronun bir eğitim aracı olarak yapılması demek. Bu konservatuarda yetişenlerin işine gelmiyor çünkü onlar, aristokrat bir sanatla uğraştıklarını iddia ediyorlar, bu kozlarının ellerinden alınıp halka sunulmasını istemiyorlar. Bölge Tiyatroları Yasası tiyatronun öncelikle bir eğitim aracı olduğunu savunur, ortaya koyduğu oyunların; folklorik kültürel yapısına uygun bir şekilde yapar. Halkın geçim kaynağı, siyaseti üzerine kurar oyunları. Her bölgeden yetişen yazar, oyuncu, yönetmen,  piramidin tepesinde, Türkiye tiyatrosunu oluşturur. Türkiye Tiyatro Yasasına dönüştüren Devlet Tiyatroları Yasası, Belediye Tiyatrolar Yasası, Özel Tiyatrolar Yasası gibi şeyler artık tek kanunda birleşsin dedik. Bölge tiyatrosunun esin kaynağı köy odaları. Köy odaları halk evleri oldu. Sonra halk eğitim merkezleri. Umarım ki bölge tiyatroları çoğalır, her ile mutlaka bir tiyatro binası, tiyatro fabrikası, üretim merkezi olsun. Oradan da mahallelere, köylere yayılır. Utanmadan kendini ifade edebilecek, Türkiye Türkçesini etkili konuşabilecek, hal ve hareketleri bir enstrüman gibi mesai saatinde yaşayabilen insanlar çoğalmalı.

 

 

Konfor, çocukların

direncini azaltıyor

 

Teknoloji ve konforla birlikte çocuklar da değişiyor. Bu değişim olumlu mu yoksa olumsuz yönde mi?

 

Çok olağan bir şey. Süreç evrile evrile gidiyor, insan dahi evriliyor. Ama tiyatro insan bedeni ile yapılan bir şey. Ses ve hareketle yapılan bir şey, konuşa konuşa oynayan insanla yapılan bir şey, o gözle bakıldığında çocukların kendisini tamamlayan vücut parçalarını eskisi kadar kullanamadığını görüyorum. Çocuğun yerine yere marka ayakkabılar bastığı sürece ayak altındaki sensörleri alıcıları karartmış oluyor. Kısaca çocuk buraya gelirken ailelerin ona sağladığı konfor alanında küçülmüş, azalmış olarak geliyor. Konfor alanları çocuğun bütün güdülerini küçültüyor. İşte orada sanatın eğitim aracı olmasına ihtiyaç var. Duyu sisteminin tamamını sanat iyileştirir. Akort eder, konfor alanlarının dışına çıkarır. Oturacak sandalyemiz bile yoktur bizim içerde. Herkes tahtalara oturur. Konforlu yaşam, dayanma gücünü, direnci azaltıyor. İnsanlar pandemiden sonra toprağa basabilecek alanlarda yaşamak istedi. Biz kent soylu değiliz köylüyüz, köylü çocuğu şehirli olmaya çalışıyor. Çocuklar, toprağı seviyor ve merak ediyorlar. Hata ise ebeveynlerde, dün köyden gelip bugün şehirli olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar.

 

 

Velilerin katkılarıyla

ayakta kalabildik

 

Kocaeli’de tiyatro destekleniyor mu?

 

Hayır, halk olmazsa seyirci olmazsa tiyatrolarımız yalnız kalır. Seyirci tiyatroya küserse tiyatroların tamamı avm, iş hanı olur. Tiyatro 3 ay sonrasına bilet bulamadığınızda bir tiyatro daha yapılması gerektiğini ortaya koyar. Destek alamıyoruz. Daha doğrusu istemiyorlar ki verelim denilen yerde duruyoruz. İstemeyiz de zaten. Çünkü yönetici pozisyonunda olmak demek her şeyi gören anlamına gelir. Her şeyi gören birinin Burhan Dede’yi görmemesi imkansız. Ben buna körlük derim. Görme engelli misin yönetici? Ne işe yaradığımı görmeleri yeterli. Ben her gün belediyenin, valiliğin, fabrikaların, ticaret odasının merdivenlerinde bir sponsor bulmak için mi bekleyeceğim? İşte geldim gidiyorum, duruşum budur. Çok da memnunum. Görmek demek desteklemek demektir. Almanya’da bir uçtan bir uca dolaştım. Tiyatrolar oynadım. Tamamı destekleniyor. Bir tabelamız vardı Kocaeli Bölge Tiyatrosu olarak, görüntü kirliliği yaratıyor diye söküldü. Daha önceki yöneticiler tarafından oldu bu. Destek yok. Biz kendi başımızın çaresine bakıyoruz ama bu yetmez. Kesinlikle yerel yönetimlerin bütçelerinden tiyatro kuruluşlarına ayırmaksızın bütçe ayrılmalı… Amatör, şahıs, kurum, kuruluş… Bir komite ödenekleri belirlemeli. Belediye bütçelerinden sanat faydalanmalı. Bir komisyon tarafından bu dağıtılmalı. Bu destek dediğimiz şey budur.

 

Pandemide 1,5 yıl Kocaeli Bölge Tiyatrosu kapalı kaldı. Bu süreçte ayakta kalmayı nasıl başardı?

 

Tamamen borçlanarak ayakta kaldık. Veliler gün aşırı bizi sordular. Onların katkılarıyla ayakta kaldık. Kapatıyoruz sözünü duymamak için bizden daha çok çalıştılar ve onların desteği ile ayakla duruyoruz.

07 Ara 2021 - 09:02 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.


Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi