Şengöz: “Ben de varım”demek için çizdim

İzmit’ten çıkan ve Türkiye’de bir marka olan karikatürist Şengöz, “Bu toplumda ben de varım, beni de duyun” demek için yola çıktığını, çizimlerin de bunun izlerini taşıdığını söyledi

+3
Haber albümü için resme tıklayın

İlayda AKYOL- “TOPLUMDA, yaşanan çelişkiler bu çelişkilere karşı dışlanmışlıklar beni çizime yöneltti diyen karikatürist Muhammet Şengöz, “Ben de varım” demek için kaleme sarılmış. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nden mezun olan Şengöz, çocuk yaşlarda çizgilerin büyüsüne kapıldığını söylerken, TRT’de yayınlanan bir çocuk programında karikatürün yayınlanmasının ardından ise yaşam hedefini belirlediğini vurguladı. Şengöz ile çizgilerle yolculuğunu, eğitimci yönünü, karikatüre bakış açısını ve pek çok merak edileni konuştuk.

 

Sizi tanımlarken yalnızca karikatürist ifadesi kullanıyoruz. Siz ortaya koyduğunuz sanatı tanımlar mısınız?

 

İlk önce karikatür ile başladım. Daha sonra okuduğum okul güzel sanatlar olunca, baktım ki karikatür resim birlikte gelişiyor. Hatta bununla ilgili bir hocam; “ya karikatür, ya resim ikisinden biri” demişti. Hocama şöyle bir yanıt verdim: “Hocam iki tane çocuğum var, birini öldür diyorsunuz. Bunu yapamam, beklemeyin.” Birine biraz daha ağırlık verip, daha çok sevip, diğerini kenarda tuttuğum zamanlar da oldu. Ama bu çağımın ve benim zamanımın değişen koşullarına göre hep farklılık gösterdi. Örneğin deprem zamanı çadırlarda resim yapacak halim yoktu. Ve bir kağıt bir kalem yeterliydi karikatür çizmek için. Hala bu durum aynı. Ne kadar teknoloji değişse de bilgisayarlar değişse de benim için bir kağıt bir kalem karikatür çizmem için yeterli. Köyde, dağda, bayırda… her yerde çizebilirim.

Karikatüre nasıl yöneldiniz?

 

Hiçbir şeyin tek nedeni yoktur. Beni karikatüre iten nedenler var. Çocukluğuma baktığımda; 1964 doğumluyum, Babam Seka’da çalışırdı. Seka’da kırpıntıdan gelen dergiler bizim hayatımıza girerdi. Oradaki o cep fotoromanlarda izlerdim. Çizgi roman gibi izlediğimiz fotoromanların arkasında yabancı karikatüristlerin çizimleri vardı. Onlar benim ilgimi çekerdi. 10 yaşımda, o zamanlar Kıbrıs Barış Harekatı var; evimize düzenli olarak Günaydın Gazetesi girerdi. Gazetede Yunan basınında Türkler hakkında yayınlanan karikatürler milliyetçilik damarımı kabartmış, o karikatürleri tersyüz ederek Yunan bayrağını Türk bayrağına, Yunan askerini Türk askerine dönüştürürdüm. Ortaokuldayken, TRT’de yayınlanan bir çocuk programına karikatür gönderdim. Spor ile ilgili idi. Ve o gönderdiğim karikatür yayınlanınca okulda ve çevremde parmakla gösterilmenin büyüsü ele geçirmişti beni.

Eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

 

Babam Seka’dan emekli olamadan öldü. Hastaydı. 6 kardeştik. Babam da benim Seka’ya girmemi istiyordu. Sigortalı bir iş olduğu için garanti olarak görüyordu. Seka Çırak Okulu’nu ikincilik ile kazandım. Ama girdiğim zaman bir batım ki ben buraya ait değilim. Şu anlamda ait değildim; üniversite okumak istiyordum ve önüm kesiliyordu. Onun için de babamla biraz mücadele ederek; gerek spor hocamı araya sokarak, gerek müdürleri devreye sokarak bu istediğimi gerçekleştirdim. Önce Sanat Okulu’na gittim, daha sonra İzmit Endüstri Lisesi Elektronik Bölümü’nü bitirerek ve iki yıllık Meslek Yüksek Okulu Elektrik Bölümü’nün birinci yılından sonra terk ederek Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nü kazandım. Her Türk genci gibi zaman içerisinde şekilleniyorsunuz. Sevdim dediğimiz şeyleri bazen sevmeye biliyorsunuz. Denemek gerekiyor, belki de yaşamak gerekiyor.

Daha sonra hayatınız nasıl ilerledi?

 

Rahmetli Dündar Çiğit bana kucak açtı. Çok genç yaşlardaydım o zamanlar. Gazetede baş sayfalarda karikatürler çizmemi sağladı. Bir taraftan da üniversiteye başladım. Sonra Oğuz Aral’ın “Gırgır’ı” vardı. Benim hayatımda çok önemli bir yeri de vardır. Karikatür yaşantıma baktığımda, “bu toplumda ben de varım, beni duyun” öncelik oldu.  Sonra biraz daha estetik ölçütler etkili oldu.  Ben de varımdan önce ben biraz sosyal bir insandım. Bundan kastım gruplara giren değil de, insan seven, insanların bu yoksulluklarını gören, çelişkileri gören, haksızlıklarla mücadele eden bir yönüm de vardı. İnsanlarla gidip kavga edemezsiniz. Bunları kağıt yolu ile çizmeye başladım. Bu beni var etmeye başladı. Karikatürüm yayınlanınca da bundan zevk almaya başladım. Sorun olmayan yerde neden karikatür çizesiniz ki? Çelişkiler bu çelişkilere karşı dışlanmışlıklar, bunlara karşı gelme isteği. Sanatla karşı gelmek çok daha güzel bir şey. Hem kendinizi ifade ediyorsunuz hem insanlara mesaj veriyorsunuz hem de bunun yanında bir güzellik yaratıyorsunuz aslında. En kötü karikatürün bile güzel yanı vardır. İnsanı insan yapan şey kültürdür. Yani biz sadece bedenimizden oluşan bir varlık değiliz. Bedenimiz dışında da bizi biçimlendiren çok şey var; onlar çirkin de olsa güzel de olsa gerçeklik. Onlarla ilişkiye girmek, onları gözlemlemek, fark etmek gerek. Ben olmaktan dışarı çıkmak, bir başka bene geçmek, o çok önemli. Karikatürün işlevlerinden biri de o hoşgörüyü sağlamak.

Farklı şehirlerde, birçok serginiz oldu. Biraz sergilerinizden bahseder misiniz?

 

Kocaeli Fuarı ve İzmit’te karikatür ve resim sergileri açtım. Kocaeli fuarımız vardı o zamanlar. Genç yaşlarda, yaptıklarımızı insanlara fuarlarda gösterme isteği bunun yanında kendimizi gösterme isteği, karikatür araç oluyordu. Ama sonra kendinizi gösterme isteğinden ziyade sanatın, resmin içselleştirilmiş halini yaşamaya başlıyorsunuz.

 

Ulusal ve uluslararası anlamda çok sayıda ödülünüz var. Sizi tanımlarken dünya çapında diye tanımlıyorlar. Nasıl bir his bu?

 

Dünya çapında olduğumu söylüyorlar ama kendi çapımda olmayı seviyorum. Yani kendi çapımı genişletmeyi. Olabildiğince çapınızı genişlettiğiniz zaman zaten o dünya insanı da sizin alanınıza giriyor. Değiniz gibi Japonya’da İtalya’da ödüllerim var. Ulusal ve uluslararası altmış beş - yetmiş’e yakın ödül kazandım. Gençler biraz para odaklı bakıyorlar haklı olarak ama ben hayatımda hiç öyle bakmadım. Katıldığım karikatür yarışmalarının bazılarında para ödülü yoktu. Ben parayı önemseyen bir insan hiçbir zaman olmadım.

 

Yıllarca her gün karikatürünüzü gazetede gördük. Hem de gazetelerin yaşamın bir parası olduğu zamanlarda. Her gün çizmek için neye ihtiyaç var?

 

Görünene baktığımızda orada iki çizgi var. Görünen bir de bilek var. Oysa o bileği yöneten beyin. Beyni de beslemek gerekiyor. Aslında besleme biçimi de herkese göre değişebilir. Çok kitap okumak da aleyhinize olabiliyor. Çok kitap okuduğunuz zaman belki biraz felsefeciliğe dönebilirsiniz. Çizgiden sapabilirsiniz. Ben ne yapıyorum? Gözlem yapmayı çok seviyorum. Yürümeyi çok severim, hareket etmeyi severim. Görünen bir şey var ve bunu herkes görür. Karikatürcünün işi o değil, karikatürcünün işi gösterilenlerin ardındakini yakalamak. Örneğin; depremde hem depremin içindeydim, hem de dışardan bir gözle de bakabildim.

 

Nelerden beslenirsiniz? Başka neler var…

 

Ben her hedefe gidişte bir durup arkaya bakarım. Bence bu çok önemli. Neyi geride bıraktık? Bir yazardan tutun da, bir tiyatrocuya kadar hepsi benim yaşam alanımı belirlemiştir. Bir yerde gençlerle ilgili bir konuşma yaptığımızda atıklar konusunda oradaki basit anlatımı seviyorum, mesela geri dönüşüm aslında geriye bakmak demektir. Geri bakabilmeyi bu gençliğe öğretmeliyiz. Geri bakmayı seviyorum, bunun haricinde etrafa bakmak; mesela bir karınca, onu izlemek, toprağın düşüşünü görmek, yaprağın uçuşu, elimdeki telefon fotoğraf makinemdir, gördüklerimi çekerim. Kışın sokağa çıkıp doğada kimse yokken gezmeyi severim, bu bende müthiş bir tat bırakır. Karikatürlerim aynı zamanda şiirseldir de. Aynı zamanda politik de çizim yaparım, bir taraftan da şiirselliği de yakalarım. Çevreye, etrafıma, değişikliklere, ilgi gösteririm.

 

Dergiler ve çalıştığınız isimlerden biraz bahseder misiniz?

 

İlk dergi “Gırgır” oldu. Gırgır Dergisi’nde ‘ Çiçeği Burnunda Karikatürcüler’den, sonrasında ‘Taze Ustalar’dan biri oldum. Ama Gırgır’da kendi kadrosunda çalışmadım. Çok çizim verdim ama hiçbir zaman masam olmadı. Şimdilerde “Notus Edebiyat” dergisinde çiziyorum. Yemek ve kültür dergilerine yıllardır çiziyorum. Bir dönem de Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’ ne karikatürler çizdim. Bağımsız çalışmaları seviyorum. Bunun dışında, Ayvansaray Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü Başkanlığını yürütüyorum.

 

Yazılı karikatür ve yazısız karikatür. Sanki karikatür yazısız olur algısı var. Sizce bu nasıl?

 

Ben ikisini de yaptım. Ama hiçbir şeye bağlamıyorum kendimi. Yazısız karikatür de anlaşılmayabilir çünkü her ülkenin kendine has bir kültürü var. Bazen yazının anlatamayacağı şeyler oluyor, bundan da keyif almaya başladım. Ben iki tarafı da tercih ediyorum çünkü bağlı olmayı sevmiyorum. Sınırlarım yok.

 

Akademisyeniz. Akademinin üretime etkisi nedir? Sanki sizin biraz sokaktan gelmiş havanız bunu törpülüyor mu?

 

Akademisyenliğe baktığımızda eğitimde önce ana yapıları öğrenmek durumundasınız. Bunlar nedir? Yüzyıllardır denenmiş deneye deneye oluşmuş şeyler. Bizim belirlediğimiz formüller ve sınırlar her zaman değişebilir, değişmelidir. Bir işi sürekli yaptığınızda nefeslenme alanı bırakmalısınız. Farklılıklar sizi bu sıradanlıktan uzaklaştıracaktır. Bu akademik yapı vardır olmalıdır. Ama bunu aşan kendi içinde zaten çok daha başarılı kendi içinde yetiştirmişlerdir diye düşünüyorum.

 Fikret Mualla Atölyesi

benim için çok değerli

 

Fikret Mualla Resim Atölyesi’nde birçok öğrenci yetiştirdiniz? O yıllardan bahseder misiniz?

 

Hayatta iki tane benim için iyi ki yaptığım dediğim şeyler var; bir, karikatürler iki, öğrencilerim. Atölyede ki öğrencilerimle, 1994 yılında başladım. Mevlana’nın da dediği gibi kim olursan gel mantığı. Oranın müthiş bir alanı var. Hayatımda gurur duyduğum keyif aldığım bir yerdir Fikret Mualla Resim Atölyesi. Yüzlerce, binlerce öğrenci yetiştirdiğim. Yönetimin katkıları büyüktü. Tek başıma hocalık yaptığım ama dışarıdan da değişik meslek gruplarını getirip orada öğrencilerime tanıttım. Veteriner bir arkadaşımı getirip kuşları öğretip gözlem yaptırmayı öğrettim. Ataol Behramoğlu İzmit’te geldiğinde gençlerle tanıştırdım. Bugün o atölyede yetişen arkadaşlarla dost olduk, arkadaş olduk, meslektaş olduk. Birer çizer oldular, grafikçi oldular. Pek çoğu ile de halen daha yazışırız, gittikleri yerlere değer katan birey oldular. Fikret Mualla Atölyesi İzmit için gurur kaynağı olan bir yer.

 

Dijitalleşen bir dünya var. Yeni dünya sizin çiziminizde de bir değişikliğe yol açtı mı?

 

Kendi adıma konuşayım, elin verdiği yapı hiçbir dijitalde yok. Ama yeni kuşak onun içinde yaşadığı için onlar da bizi yadırgıyordur diye düşünüyorum. Biz de izleyici bulmakta zorlanacağız. Ama hala bizlerin izleyicisi olacaktır. Nedenini söyleyeyim; teknoloji geliştikçe makinanın getirdiği hakimiyet onu da ele geçiriyor. Otomatikman teknoloji insanı ele geçirmeye başladığı an bence tehlike başlıyor. Sanatın temeli, insan temellidir o ruhu yok etmemek lazım.

 

Karikatürlerinizde dikkatli baktığımızda kusur da gördük. Bu kusurlar sizin üslubunuzdu. Dijitalleşme belki de kusurları da yok ediyor. Ne dersiniz?

 

Çizerken o kusurlu çizgiyi yere attım. Ama yere attığım terk ettiğim sevgili gibi bana göz kırptı. Ondan sonra onun tadına varmaya başladım. Bir yanda kusurlu işler, var bir tarafta kusursuz işler var. Ee tabi fazla izleyenim yok. Bir iki arkadaşla grup sergisi açtığımızda ona 10 kişi bakarsa bana bir kişi bakardı. Çünkü kusurlu görüyordu. Algıda yaptığım iş anlaşılıyorsa bu benim için yeterlidir. Yani mükemmel işler beni sıkıyor. Tamamlanmamışlıklardır bizi içine çeken. O kusurlu halleri ben seviyorum.

 

İyi ki bu işi

yapıyorum

 

Türkiye’de ideallerin peşinden gitmek zor bir iş mi?

 

Sevdiğimiz şeyleri yaptığımız zaman mutlu oluyoruz. Siz beni bir yere gelmiş biri olarak görüyorsunuz. Ama mutsuzluklarımı dostlarım arkadaşlarım biliyor. Bir insan tabi ki sevdiği işi yapmalı; sadece şunu bilmeli, parasız da kaldım mutsuzluklar da yaşadım ama iyi ki bu mesleği yapmışım. Kişilerin ve gençlerin kendilerine yönelmeleri ben ne yapabilirim demeleri gerek. Evet mutsuzluk var ama ardında keyif var.

 

Kültür dergileri artık kapanıyor. Ekonomik nedenler, sosyal medyaya kolay erişim gibi nedenlerle… Karikatür dergilerine bakış açınız ne? Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Ben biraz bağımsızlığıma düşkünüm bir yere ait olma duygusu rahatsız ediyor. Dergilerle büyüdük, yetiştik, o ayrı konu. Dergileri zenginlik olarak görüyorum.

 

Karikatürist hangi sanatlardan beslenir?

 

Kişiye göre değişiyor. Karikatür benim için bir yaşam biçimi olmuş, çizmeden duramıyorum. Bu hayatta attığım her adım bana eser olarak dönüyor. Şiir diğerlerinden çok daha farklı tiyatroda somut görüyorsunuz ama şiir bunların ötesinde bence. Şiiri çok önemsiyorum. En sert karikatürümde bile o kişi bana öfkelense bile içinde şiirselliği onda bırakıyorum.

 

02 Oca 2022 - 20:20 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.


Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi