Eriş Ülger: İzmit halkı Atatürk’e bağlı

Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in manevi oğlu tarihçi yazar Eriş Ülger, “Atatürk’ü sevmeyi, Atatürk’ü tanımayı, Atatürk’ü öğrenmeyi, Atatürk’ü yaşamayı, Sabiha Gökçen Hanımefendiden öğrendim” dedi. Öte yandan Ülger, İzmit halkının Atatürk’e çok bağlı olduğunu söyledi

+1
Haber albümü için resme tıklayın

İlayda AKYOL- Eriş Ülger denilince hafızalara, Atatürk’ün naaşının etnografya müzesinden, Anıtkabir’e nakli sırasında okuduğu “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” gelir. Bunun yanı sıra Ülger, Sabiha Gökçen’in kendisine emanet ettiği, Atatürk’ten kalan tarihi belge ve eserleri İzmit’te bir müzede sundu. İzmit onun sayesinde bir gururu yaşadı. Aynı zamanda bir Atatürk anlatıcısı olan Eriş Ülger ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında bilinmeyenleri, Sabiha Gökçen ile yollarının nasıl kesiştiğini ve pek çok merak edileni konuştuk.

Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın arkadaşı Salih Bozok ve manevi kızı Sabiha Gökçen’den size miras kalan birçok tarihi belge ve eşyalar var. Ve bunlar İzmit’te, Atatürk Müzesi’nde sergileniyor. Bu eşya ve belgelerden bahseder misiniz?

Benim bütün çalışmalarımda, Atatürk’ü milletimize doğru olarak anlatmak her zaman prensibim olmuştur. Mesela benim için çok değerli olan Atatürk’ün içtiği son kahve fincanı vardır. Sabiha Gökçen anneciğim, “Eriş o kahve fincanını artık alabilirsin” dedi. 1989 senesi. Kendi emeği ile yapmış olduğu kimyevi maddelerle o içindeki telvenin küflenmemesine mani oldu. Sonradan ben annemin formülünü yapamadım. Hangi kimyevi madde bunun uzayıp sonsuza dek gitmesini sağlayabilir diye eczaneye sordum. Bir eczacı bana çok güzel bir kimyevi sprey yaptı, bugüne kadar o spreyle en ufak bir küflenme olmadı. Mustafa Kemal Atatürk kahveyi o gün içmiş gibi muhafaza ediyorum. Hatta Anıtkabir müzesinde dahi yoktur. Mustafa Kemal’in o fincanda dudak izi vardır. Parmak izi vardır. Bu kahve fincanı objelerden bir tanesi. Bunun dışında onlarca belge ve eşya var.

Bu sergi son olarak İzmit’te açıldı. Neler söylemek istersiniz?

Pek çok büyükşehirin başaramadığını İzmit Belediye Başkanı Sayın Fatma Kaplan Hürriyet Hanım hayata geçirdi. Bu müzenin İzmit’e, İzmit çevresindeki pek çok il ve ilçeye ziyarete açılmasına vesile olduğu için benim nazarımda Fatma Kaplan Hürriyet, saygı duyduğum, sevgi duyduğum bir isimdir. Birçok büyükşehrin yapamadığını Fatma Hanım bu küçücük İzmit’te açmayı başardı, devam ettirdi ve yoğun bir ilgi gördü. Ben de kendisine huzurlarınızda teşekkür ederim.

İzmit için şunu dediniz: “Hepiniz Atatürk’sünüz, İzmit Atatürk’tür.” Bu ifadeyi neden kullandınız?

Bu müze en son olarak İzmit’te açıldı ve ben bu kanaate şuradan vardım; İzmit halkı hiçbir ayrım gözetmeden; başı açık veya kapalı, türbanlı veya türbansız, hatta çarşaflı çarşafsız hepsi geldiler, ziyaret ettiler. Beni biraz da abartarak Mustafa Kemal’in manevi torunu olarak kutladılar. Boynuma sarıldılar, ağladılar, ben bu coşkuyu başka toplumda görmedim. İzmit’in halkı çok samimi söylüyorum Atatürk’e çok bağlı, Atatürkçü zihniyete bağlı bir toplum.

1953 yılı, Türkiye gündeminin en önemli günlerinden biri. O gün Atatürk’ün naşı taşındı. 12 yaşındayken Anıtkabir'de Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni okudunuz. Bu süreci bizimle paylaşır mısınız?

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumadan evvel ortaokul 1. sınıftaydım. Edebiyat hocamız Fevziye Abdullah Tansel dedi ki: “Her gün öğleden sonra sana şiirler vereceğim, onları okuyacaksın.” Ben de “Peki” dedim. Haftalarca, günlerce, Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirinden tutun da Tevfik Fikret’ten, Cenap Şehabettin’den şiirler okudum. Arada da Atatürk’ün Türk Gençliği Hitabesi’nden oluşan konsepti şiir halinde okuyordum.

'Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumak için neden siz seçildiniz?

Ankara Kurtuluş Okulunda diğer illerden gelen talebelerle birlikte bir yarışma olduğu duyuldu ve Fevziye Abdullah Tansel hocamız da beni oraya götürdü. O yarışmada bazı arkadaşlar elendi. Netice de iki kişi kaldık. Bu iki kişiden biri ben, diğeri de Kartal (Kartal Tibet) adında bir çocuktu. Ankara Radyo evine çağırdılar bizi, gittik. Ankara Radyo Evi’nde jüri bizden ‘Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni, Yahya Kemal Beyatlı’dan Cenap Şahabettin’den… bazı şiirleri okumamızı istedi. İlk olarak şiirleri okudum, sıra Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ne geldiğinde elime yazılı olarak hazır halini verdiler. Ben Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni ezbere okudum. En sonda Ey Türk gençliği denilen yerde ağlamaya başladım. Jüriden bir amca geldi ve “Sen kazandın” dedi. Orada düşüp bayılmıştım.

Sabiha Gökçen ile yakınlığınız nasıl oluştu?

10 Kasım 1953’te büyük insan Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşı Etnografya Müzesi’nden alınıp kabre getirildiği zaman ben Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okudum. Son kısımda heyecandan olacak ağlayarak okudum. Benden sonra da çok sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, Türk gençliği olarak Atatürk’e cevabını okudu. O günden yaklaşık bir hafta 10 gün sonra Sabiha Gökçen beni tanımak istemiş. Beni oraya getirip götüren yüzbaşına kim olduğumu sormuş. Onun yanına gittiğimiz günü hiç unutmuyorum. Bana, ‘Bundan sonra sen benim manevi oğlumsun’ dedi. O günden sonra bağımız hiç kopmadı. Muhteşem bir hanımefendi idi. Ben Atatürk’ü sevmeyi, Atatürk’ü tanımayı, Atatürk’ü öğrenmeyi, Atatürk’ü yaşamayı… Sabiha Gökçen Hanımefendiden öğrendim. Sabiha Gökçen, yalnızca Atatürkçü veya Atatürk hayranı olan kimse değil, Atatürk’ü yaşayan muhteşem bir hanımefendi idi. Onun manevi oğlu olmaktan her zaman gurur duydum ve onun manevi evladı olmanın sorumluluklarını her zaman her yerde taşıdım. Böyle bir kimsenin manevi evladı olmanın coşkusunu yaşadım.

12 yaşında bu kadar önemli bir günde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumak… Siz o motivasyonu nasıl buldunuz? 12 yaşında Atatürk sevgisi ve çocuk yaşta bu şiiri okumaya iten ne oldu?

Ben sadece düşmanı yenen değil vatanı kurtaran Mustafa Kemal Atatürk’e hayran olan, onun sayesinde hayatta kaldığına inanan bir ailenin içinden geliyorum. Bu çok mühim, aile çok mühim. Sizi öyle motive ediyorlar ki siz Atatürkçü oluyorsunuz. Ayrıca burada rahmetle andığım öğretmenim Fevziye Abdullah Tansel beni çok güzel motive etti. Gençliğe Hitabeye çalışmak 6 ay sürdü. Ağladığım, yapamayacağım dediğim zamanlar oldu. Hatta o kadar çok isyan etmişim ki, o isyanımı kağıda döküp mektup halinde öğretmenime vermiştim. Beni motive etmişti. Hem aileden gelen anlayışın bütünlüğü hem hocamın beni desteklemesi etkili oldu. Atatürk’e sevgi saygı duymak başka Atatürk olmak çok başka. Ben Anıtkabir’de milyonlarca insanın içinde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okudum. Ama Eriş Ülger olarak okumadım, kendimi Atatürk diye vasıflandırarak okudum. Yoksa okuyamazdım mümkün değil. Çok zengin, orta halli ailede değildik. Abimin elbiselerini annem tarafından ters yüz edilmesi neticesinde ilkokulu, hatta liseyi bitirdim. Ankara’da Şekerci Osman Nuri diye bir yer var, halen daha duruyor. Onun oğlunun ceketi ile Anıtkabir’de Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okudum. Ceketi giydikten sonra, annem çok inançlı bir kimse idi, okunmuş pirinci cebine koymuştu. O sabah annemle aramızda şöyle bir replik geçti; anne dedim Atatürk’e benzedim mi? “Sen Atatürk’sün oğlum” dedi.

Atatürk, Anadolu kadınına güvendi

Cumhuriyet en çok kadınları değiştirip dönüştürdü. Sabiha Gökçen Cumhuriyet kadınının sembol isimlerinden biri, bu yönüyle Sabiha Gökçen’in Cumhuriyet Türkiye’si için anlamı nedir?

Keşke bu cümleyi kullanmak istemeseydim. Sabiha Gökçen Cumhuriyet kadını olarak Cumhuriyet’in kadınlarına örnek bir kimseydi fakat bugünkü yaşadığımız ortamda Türkiye’de maalesef Sabiha Gökçen’nin örnek alınmadığı görülüyor. Bu son derece üzücü! Atatürk’ün umut etmiş olduğu Türk kadınını bir kısmı hariç kadınlarımız temsil etmiyor. Atatürk vatanı, hem iç düşmandan hem dış düşmandan kurtarmıştır. Bu bir gerçektir. Atatürk’ün arkadaşları Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay, Halide Edip Adıvar… Hiçbirisi Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşları değildir. Niçin değildir? Bunların hiçbirisi Kurtuluş Savaşına iştirak etmemişlerdir. Atatürk’ün iki tane arkadaşı vardır; birisi Anadolu kadını diğeri ise Anadolu yiğidi, bunun dışında Mustafa Kemal’i dost olarak arkadaşı bir tek İsmet Paşa vardır. Ama gerek harp sırasında gerek sulh sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu yiğidinden ve Anadolu kadınından başka arkadaşı yoktur. Ve yapmış olduğu devrimleri Anadolu kadınına inanarak yapmıştır. Önce Anadolu kadınını ikna etmiştir. Anadolu kadını da kendi erkeğini ikna etmiştir. Ondan sonra bu devrimler hayata geçirilebilmiştir. O nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ün nezdinde ve gözünde muhteşem bir varlıktır Anadolu kadını. Misak-ı milli sınırları içerisindeki bütün Türk kadını için Anadolu kadını tabiri geçerlidir. Atatürk’ün en güzel başarısı hem bu devrimleri yapmış hem de devrimlerim işlerliğini görmüştür.

Atatürk’ün kadınlara yaptığı devrimleri Avrupa’da oldukça güçlükle elde edildiğini biliyoruz. Burada Atatürk’ün kadınlara getirdiği yenilikler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tabi bizim en büyük şansımız. Ve aynı zamanda da en büyük şanssızlığımız şuradan kaynaklanıyor; biz hazıra konduk, Mustafa Kemal Atatürk bize medeniyeti verirken kılık kıyafet inkılabını yaptı, harf inkılabını yaptı, metre gitti arşın geldi, okka gitti kilo geldi, Latin alfabesi geldi. Bunların hiçbirisi için Türk milleti emek edip sahip olmadı. Mustafa Kemal Atatürk bize bunları armağan etti, armağan ettiği için de gereken değeri kıymeti vermedik. Neden verildiğini anlayamadık. 1923 yılında okuma yazma bilen kadın oranı yüzde 0,04’tü bu da azınlıklarla harmanlanınca oluyordu. Erkelerde okunma oranı yüzde 2 idi. Bu topluma siz hangi hakkı anlatabilirsiniz? Hangi değerleri anlatabilirsiniz? Düşünün ki açtığı millet mekteplerine Türk kadınına, Türk kadının haklarını anlattı. On sene içinde kadınlar yazmayı okumayı öğrendi. Bu oran on sene içerisinde yüzde 48’e çıktı. Bu bir başlı başına bir mucizedir. Bu mucizeyi denkleştiren Mustafa Kemal Atatürk’tür. Dünyada benzeri yok. Bugünkü siyaset Atatürk’ün ileri görüşlülüğüne sahip olsaydı bugünkü bu sıkıntılar olmazdı. Bugünkü sıkıntıların başlıca nedenleri; Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiklerine sahip çıkmamış olmamızdır. Onun bize göstermiş olduğu yoldan inançla, akılla, mantıkla yürümemiş olmamızdan dolayıdır.

Eriş Bey, 38 adet kitap, 13’ü yabancı dile çevrilmiş, bu kitaplarınızdan bahseder misisiz? Tamamı Atatürk ile ilgili değil mi?

Kitaplarımın tamamı Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili. Atatürk’ü yazdıkça, Atatürk’ü kitaplaştırdıkça Atatürk’ü daha iyi anlıyorsunuz. Mustafa Kemal o kadar kapsamlı o kadar mucizevi bir insan ki ben halen daha yazarken öğreniyorum. 38 kitap yazdım ama Atatürk’ü öğrendim diyemem. Dünya da pek çok lider gelmiş geçmiş, bunların ne doğdukları gün anılır ne öldükleri gün anılır. 10 Kasım 1938 bizim en kederli olduğumuz gündür. Bu halk bu toplum durup dururken o anda veya bir saat bir gün sükuneti tercih etmemiştir. O sükûnetin içerisinde Atatürk’ü hissetmek istiyor. Atatürk’ü yaşamak istiyor, o anılarla harmanlandığı sükunet içerisinde Atatürk’ü anmak istiyor. Her şeye rağmen. Atatürk’ü kitaplardan çıkardılar eğitimi deforme ettiler. Atatürk’ün gösterdiği yolun önüne duvar çektiler. Atatürk’ün yapmış olduğu devrimi kaldırmak için ellerinden geleni yaptılar fakat Mustafa Kemal Atatürk’ü Anadolu kadınının Anadolu yiğidinin yüreğinden söküp alamadılar.

Atatürk’ün hedefi medeni bir toplumdu

Atatürk ne kadar anlaşılıyor?

Bizden evvelki nesil Mustafa Kemal’in 7 yaşındayken dayısının tarlasındaki kargaları neden kovaladığını anlatmış olsaydı, bugün bu sıkıntıları yaşamazdık. Mustafa Kemal o tarladaki kargaları kovalamasının nedeni, dayısının o tarlaya arpaya arpa yulaf tohumları ekmesiydi. Atatürk bütün bir Anadolu’ya eğitimin, kültürün, adaletin, hakkın, hukukun, medeniyetin uygarlığın, ilmin, irfanın tohumlarını ekip Türk gençliğine emanet etti. Türk gençliği Atatürk’ün ektiği tohumlara saldıran kargaları kovalasaydı, bugünkü kargalar o tohumları yiyemezlerdi. O nedenle biz hem Atatürk’e hem Atatürk’ün bize emanet etmiş olduğu armağanlara maalesef gereğince sahip çıkamadık. Bunun da nedeni onların bize armağan edilmiş olmasıydı.

Bugün Atatürk’ün çeşitli siyasal ideolojilerle anılması, Atatürkçü düşünceye zarar veriyor mu?

Bunun cevabını Atatürk’e soru sorarak alırsınız. Atatürk bizden ne istedi? Medeniyet. Medeni olun dedi. Bütün yaptıklarının toplamı hangi kapıya çıkar biliyor musunuz? Medeniyetin kapısına çıkar. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir derken size medeniyet sunuyor. Açın okuyun; fen ilim bunları öğrenin bunların sizi götüreceği yer neresidir, medeniyet, uygarlık. Yaptığı bütün devrimlerinin nedeni medeniyetle buluşması. Bugünkü sıkıntımız ise medeniyetten uzaklaşmamız.

Son olarak neler söylemek ister siniz?

Bugünkü genç nesil medeniyetin yolundan yürüyüp Atatürk’ün fikir ve düşüncelerine sahip olarak yetişirse, Türkiye’yi huzur, refah, mutluluk bekliyor demektir. Ama aksi olursa Türkiye bugünlerini dahi arar. İnancın sahası ne kadar genişlerse ilmin ve bilimin sahası daralır. İlmin ve bilimin sahası ne kadar genişlerse, inancın sahası daralır. İnanç, insanın yüreğinde yer almalı, ilim ise; insanın beyninde yer almalı; bu iki kavram yer değişirse kaos olur; bunun ikisinin birbiri ile harmanlanması size medeniyeti değil, çöküntüyü getirir.

09 Oca 2022 - 17:40 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.


Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi