Yüksel:İnsanlığı sanat kurtarır

Kadir Yüksel, sanatın birçok alanına dokunmuş bir isim. Öykücü, yönetmen ve eleştirmen olan, son yılarda ise Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yapan Yüksel, “İnsanlığı sanat kurtarır” diyor

+1
Haber albümü için resme tıklayın

İlayda AKYOL/ KOCAELİ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi Kadir Yüksel, sanatın birçok alanına dokunmuş bir isim. Yönettiği oyunlarla ses getiren Yüksel, son yıllarda ise öykü eleştirmenliği üzerinde yoğun çalışmalar yapıyor. Bilgi, deneyim ve tecrübelerini genç nesle aşılayan Yüksel, “İnsanlığı sanat kurtarır” diyor.

İzmit’te sanata dokunan herkes Kadir Yüksel ismini biliyor. Siz de kendinizi tanıtır mısınız?

 Benim için en zor soru bu kendini tanıtmak. 1968’de İzmit’te doğdum. Doğma büyüme İzmit’liyim. İstanbul’da üniversite dönemi boyunca bir süre tiyatro maceram oldu. Onun dışında 1990’dan bu yana İzmit’teyim. Dergiciliğin, tiyatroculuğun yanı sıra son 14 yıldır da Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü’nde çalışıyorum.

 

Kocaeli Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümünden bahseder misiniz?

Sahne Sanatları Bölümü 2000’li yılların başında kurulan bir bölüm. Sema Göktaş ve Erbil Göktaş’ın öncülüğünde kuruldu. 20 yıl oldu, öğrenci yetiştirmeye devam ediyor. Güzel Sanatlar Fakültesi’nin içinde yer alıyor. Üç ana sanat dalında ilerliyor; oyunculuk, dramatik yazarlık bir de sahne tasarımı bölümü var. Bu üç ana sanat dalında da öğrencilerimiz var.

 

Öykücülüğe gelelim, öykücülük denilince isminiz çokça ifade ediliyor. Sizin hayatınıza öykü nasıl girdi bununla birlikte öykücülük anlamında çalışmalarınız neler?

Bu üniversite zamanlarıma tekabül ediyor. 1986 ve 1987 yılları o dönemde İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde öğrenciydim. Üniversitede iken “Toprak” isminde bir dergi çıkarttık. Düz yazıları öyküleri ben yazıyordum. Diğer arkadaşlar şiirleriyle, çizimleriyle dergiye katılıyorlardı. Burada başladı her şey. Şiir de yazıyordum ama öykü daha baskın çıktı. Türkiye’nin belli başlı dergilerinde Adam Öykü, Notos Öykü, Dünya Öykü gibi dergilerde yer aldım.

 

Öykünün bir tanımını yapar mısınız? Nedir size göre öykü?

Öyküyü tek cümle de tarif etmek zor. Edebiyat kitaplarında öykünün tanımı, olabilecek olan, ya da olan hikayeyi anlatma diye tarif edilir. Bence, bir tarif getirmek çok zor, kaç tane öykücü varsa o kadar öykünün tarifi vardır, yani her öykü kendi üslubunu bulduğu zaman o öyküye bir tarif getirir. Örneğin; Ferit Edgü’nün öyküleri ile Sait Faik’in öyküleri birbirlerinden çok farklıdır.

 

Öykücülerden esinlendiğiniz isimler veya özel bulduğunuz birileri var mı?

Ben edebiyat eleştirisi ile de haşır neşir olunca şöyle düşünüyorum. Bizim edebiyatımızda düz yazı, öykücülükte Sait Faik Abasıyanık hep söylenir ama Sabahattin Ali’nin gerçekçiliği özellikle öykü deki gerçekçiliği beni çok etkilemiştir. Orhan Kemal’i de saymak mümkün.  Dünyadaki öykücülüğe bakıldığında çok kalbur üstünde kalacaktır.

 

Ülkedeki toplumsal olaylar, yaşananlar, acılar, kırılmalar öykücülüğü etkiler mi?

Edebiyatımızı beslediği kuşkusuz. Roman açısından da öykü açısın da bakarsak bizim edebiyatımızı etkilediği görülür. Cumhuriyet ile gelen Anadolu’daki büyük dönüşümü Yaşar Kemal’in romanlarında bir tarihçi gibi okuyup görebilirsiniz. Öykücüler, bu toplumsal değişimlerden hiç geri kalmazlar. Öykücüler şairler kadar çok tartışmaz. Öykücülük algıları en açık yazı biçimidir.

 

Öykü dergiciliği nereden çıktı?

1950’lere dayanan geçmişi var. Daha sonra uzun yıllar sekteye uğruyor. 1995-1996 yıllarında Adam Öykü ve Düşler Öykü dergisi yayımlanmaya başlamıştı. Adam Öykü Dergisi’nin yayınlanması ile tekrar bir dergicilik kuşağı oluşuyor. Biz de o dönemlerde İzmit’te Fayton Dergisi’ni çıkartıyorduk. Fayton Dergisi’ni Tülin Er arkadaşımla birlikte çıkartıyorduk. Diğer yayın kurumundaki arkadaşların da onayıyla biz “Fayton Öykü” adında dergiyi çıkarttık. Fayton daha sonra Türkiye’deki hepimizin bildiği ekonomik koşullardan dolayı kapanmak zorunda kaldı. Fayton kapanınca ben de tek başıma Üçüncü Öyküler Dergisi’ni yayınlamaya başladım. Üçüncü Öyküler gerçekten de Türkiye’deki üçüncü öykü dergisi idi. Adam Öykü, Düşler Öykü biz Üçüncü Öykü Dergisi idik. Oktay Akbal, Tarık Dursun K., Neziha Meriç gibi büyük öykü ustaları öyküler gönderdi, onları yayımladım. Aynı zamanda genç öykücüleri de dergiye dahil ediyordum. Ustalarla gençler dergide buluşuyorlardı. O zamanlar faks vardı. Hatta Tarık Dursun K., Oktay Akbal faks ile yoluyorlardı öykülerini. Öykü dergileri öyküye önemli bir alan açtılar. Öyküye açılan bu alanla birlikte genç öykücülük gelişti. Sonrasında devamı da geldi.

 

Kitlelere ulaşmak kolay oldu mu?

Şu anda “Notos Dergi” yayınlanıyor. “Öykü Gazetesi” var bir de öykü adına. İşin en zor kısmı o dağıtım kısmıdır. Bizim zamanımızda dağıtım tekeli vardı. Dağıtım çok zordu. Daha sonra kendi kaynaklarımızla dağıtmaya çalıştık. Bizim temsilcimiz vardı o zamanlar dergi çıkar çıkmaz onlara gönderiyorduk onlar kendi illerindeki kitapçılara o da zor oldu tabi 2001 krizinde artık mücadele edemedik.

 

Oyun İstasyonu’nun tarihinden ve çalışmalarından bahseder misiniz?

2004 yılında Gülhabi Turan’ın öncülüğünde kurulan tiyatro. Türkiye’deki ikinci doğaçlama tiyatro yapan ekip. İzmit’te başlasa da sadece İzmit’te değil başka illere de gidip doğaçlama tiyatro yapmaya başladı. 13 yıldır hem doğaçlama tiyatro hem metinli tiyatro bir arada devam ediyor.

 

Oyun İstasyonu’nun siz neresindesiniz?

Ben yönetmenlik yapıyorum. “Kanlı Nigar’ı” ben yönetmiştim. Daha sonra, “Düğün ya da Davul” ben yönettim. “Düğün ya da Davul” ile yılın yönetmeni ödülünü almıştım 2013 yılında.  En son da “Yedi Kocalı Hürmüz”ü oynuyorduk salgından önce. Çok iyi gidiyordu hem seyirci hem oyun anlamında. Salgın bütün özel tiyatroları olduğu gibi bizi de çok etkiledi.

 

Oyun İstasyonu hala devam ediyor mu?

Evet. 2022’nin şubatında Musahipzade Celal’in “Aynaroz Kadısı” adlı eserini oynayacağız.  Ben de oyunun yönetmenliğini Gülabi Turan’la birlikte yapıyorum. Oyun için çalışmalara başladık.

 

Şiir yaşamınız da oldu ondan biraz bahseder misiniz?

 Ben şiirle başlamıştım. 1998’de şiir ödülü aldım. Ama öykü daha çok öne çıktı.

 

Şu an şiir yazıyor musunuz?

 Yazmıyorum. Birkaç şeyi bir anda yapmaya çalışınca bazıları öne çıkıyor. Öyküye yönelmek şiiri geri planda bıraktı yazı biraz kendi üslubunu kendi getirir.

 

Ferit Edgü’nün “Hakkâri’de Bir Mevsim” adlı romanını oyunlaştırdınız? Bu oyundan bahseder misiniz?

1996 veya 1997 o zamanlar Kocaeli Bölge Tiyatrosu’nda çalışıyorduk ve bir oyun yapmak istiyorduk. Benim de Ferit Edgü’nün bu çok sevdiğim bir romanıydı. Ve çok görsel malzeme buluyordum; romanda, doğunun o karlı dağlarını anlattığı görsel malzemesi çok fazla bir roman. Aynı zamanda diyaloglarla da yazıldığı için sahnelemeye uygun geldi bana ve oyunlaştırdım. Kocaeli Bölge Tiyatrosunda oynadık. Sonra oyun ses getirdi. Kısa turneler yapıldı. Daha sonra Burhan Akçin oyunu büyük Anadolu turnesine çıkartmak istedi. Tabi güzel bir şeydi bizim için. En başarılı turne yapan oyunlardan birisi olması lazım. Ferit Edgü’den de gerekli izinler alınarak o oyun bütün Anadolu’yu dolaştı. Kitabın konusu şuradan gelir; Ferit Edgü askerliğini yedek subay olarak oranın bir dağ köyüne gönderiliyor. Orada çocuklarla olan iletişimi ve dağ köyünde yaşananları anlatıyor ve orada çocukların ilaç yoksunluğu, kitap yoksunluğu gibi şeylerden bahsediyor. Oranın o toplumsal düzeni de anlatıyor.  

 

Burhan Akçin kentte sanatın çatı ismi gibi mi?

Burhan Akçin çok önemli bir isim. Handan Karaadam, Mehmet Serimer, Saydam Yeniay onların eğitimi ile büyüdük. Tiyatronun bütün disiplinini onlardan öğrendik.

 

Diğer sizin için önemli olan oyunlarınız hangileri?

Halk Eğitim’de deneme sahnesini kurmuştuk. 2002’de ayrıldık oradan; daha sonra Taner Büyükarman ile Fayton Oyuncularını kurduk. “Yel mi Değirmen mi?”  yönetmenliğini yaptım. Oyun İstasyonu ile birlikte de gelenekselle beslenen çağdaş bir anlayışla sahnelediğimiz oyunlar var. “Kanlı Nigar”, “Düğün ya da Davul” birkaç ödül aldık. En son oynadığımız “Yedi Kocalı Hürmüz” de bizi çok tatmin eden bir oyun oldu.

 

İzmit’te salon

eksikliği var

 

Özel tiyatroların ayakta durmasının zorluğu nedir?

Tiyatro çok ucuz bir sanat değil. Tek başınıza yapabileceğiniz bir şey değil. Tek kişilik sahnelen oyun görseniz dahi onun dışında ışıkçısı, sesçisi, dekorcusu kostümcüsü bunları bir araya getiren yönetmeni, daha kollektif yapılan bir sanat bu. Böyle olunca da biraz ekonomik yükü de var. Seyirciye ulaşmak çok zor, özellikle reklam anlamında. Seyirciye ulaşmak işin en zor yanı. Ekonomik sıkıntıların üzerine bir de salgın gelince oldukça zorlaştı. Ama ben umutluyum tiyatro kendi kendini var eden bir sanattır. Tarih boyunca böyle olmuş bundan sonra da böyle olacaktır.

 

Kocaeli sanat açısından nasıl bir kent?

Kocaeli’den İzmit’ten yolu geçmiş pek çok sanatçı var ama biraz sanki biz de Kocaeli de ilgili kişiler olsun basın olsun biz sanki kendi içimizde sanatla uğraşan insanların pek yeteri kadar değerini bilmiyoruz gibi geliyor. Biraz bizim çocuklar gözüyle bakılıyor. Tüm samimiyetimle söylüyorum. Bir Anadolu’da kapalı gişe oynamak gerçekten iyi bir iş yapılıyor demektir. Çünkü Sabancı’da oynuyoruz ve Sabancı 500 kişilik ve biz Sabancı’nın 300-400 kişisini kapı kapı bilet satmadan dolduruyoruz. Seyirci kendisi gelip bilet alıyor. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yerel yöneticiler kalbur üstü kesim buna ilgi göstermiyor, bu önemli bir şey. Belediyeler İzmit’te bu işi yapanlara yeteri kadar algılarını açıp sahip çıkmıyorlar.

İzmit’te tiyatro çok köklü. Deve Kuşu Kabarenin kurucularından olan, Ahmet Gülhan İzmit Bölge Tiyatrosunu kuruyor. Oradan ayrılan ekip İzmit Şehir Tiyatrosu’nu kuruyor daha sonra 1970’lerin sonunda Kocaeli Bölge Tiyatrosu kuruluyor. Oldukça geçmişi olan bir kent İzmit.

İzmit’te oyun oynayacak salon yok

 

Neler yapabilirler yerel yönetimler?

İzmit’te kurumsallaşmış bir Şehir Tiyatrosu’nun olması İzmit için büyük şans. Buranın kuruluşundan bu yana İzmit Şehir Tiyatrosu’nun ana kadronun halen daha burada canla başla çalışıyor olması büyük bir şans. Ama İzmit’in en büyük sorunlarından birisi salon sorunu ne yazık ki! Çünkü Sabancı Kültür Sitesi tadilata girdi. İzmit’te oyun oynanacak salon yok. Şehir Tiyatrosu belki kendi salonunu veya içinde bulunduğumuz bölge tiyatrosunu açabilir ama tabi onu ne kadar kullanılabilir tartışılır. İzmit’e salon gerekiyor bunun boşluğu var. Bir de tanıtım anlamında destek olsalar yolun büyük kısmını kat edebiliriz.

Tiyatro insanlara ne katar?

Tiyatro kendi kendine içten içe insana çok şey katar. Doğru konuşma, hitap etmeyi öğrenirsiniz. Kendini doğru ifade etme biçimini kazandırır. Bir yanıyla da rehabilite eder sizi iyi bir insan olmaya doğru götüreceğini düşünüyorum. Gerçi tüm sanat dalları bu şekilde.  

Deprem öykülerinden bahseder misiniz?

 17 Ağustos’ta dergi çıkartıyordum, aklıma şöyle bir şey geldi; Türkiye’de ki öykülerde deprem konusu ne kadar geçmiş. Gördüm ki bir hayli yazılmış. Ben de yazılmış deprem öykülerini bir araya getirdim. Pek çok yazarın deprem öykülerini bir araya getirerek derleme bir kitap olan “Fay Boşluğu”nu çıkardım. İçinde Nezihe Meriç’ten Halikarnas Balıkçısı’na, Ömer Seyfettin’den Bilge Karasu’ya 27 yazarın öyküleri yer alıyor. 

 

Ben okumanın

profesyoneliyim

 

İzmit öyküleri var mı?

Ruşen Hakkı İzmit’te yaşayan bir şair aynı zamanda iyi bir öykücüdür. 4- 5 tane öykü kitabı var. Bu öykü kitaplarında İzmit’i anlattığını görüyoruz. Fahrettin Demir’i de söyleyebilirim. Onun da bazı öykü kitapları İzmit’te geçiyor. Osman Şahin de var. Benim de 2 tane içinde İzmit geçen öyküm var bunlar “Notos Öykü” ve “Adam Öykü’de” yayımlanmıştı. Ben biraz kitaplaştırmakta geç kaldım. Yakın zamanda olacak.

 

Eleştirmensiniz aynı zamanda. Bu nereden başladı?

Dergicilikle başladı. Akademiyle de buluşunca bir akademi gelişmeye başladı ve biraz kitap tanıtım yazısının ilerisine geçmeye başladı.

 

Çok okuyor musunuz?       

Kendimden bahsedecek olursak okumaktan bahsedebilirim. Ben hiçbir şeyin profesyoneli olmadım ama okumanın profesyoneliyim. Özellikle yeni çıkan öykü kitaplarını çok yakından takip etmeye çalışıyorum. Öykü kitapları üzerine eleştiri yazıları yazınca da dışarıdan öykü kitapları da gönderenler oluyor.

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Sanat kurtarır. İnsan yapar ve kurtarır. En çok ihtiyacımız olan ise birbirimizi dinlemek, anlamak ve sevmek, saygı göstermek bunu da bize en güzel gösterecek olan şeyin sanat olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 

 

17 Oca 2022 - 09:09 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

01

Burhan Akçin - Kadir Yüksel bu kentin dingin akan dev bir ırmağıdır.Sanat taşır,edebiyat taşır,tiyatro taşır.Uğradığı yere değer katar.Çok yaşasın...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 17 Ocak 15:01

Kocaeli Markaları

Demokrat Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 40 00
Reklam bilgi